Aynalı Oda-Uçmak

Yazan Write on Cuma, 12 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Blog Okunma 2242 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

İlkbaharın, ilk zamanlarını her zaman çok sevmişimdir. Çiçekler tarafından söylenen şarkıların melodisini dinler saatlerce o sesi dinlerdim. Hem zaten bu sesleri kim duysa mutlaka çok severdi. Bu şarkı eşliğinde toprak da yeni bir uyanış içindeydi. Ben ise o sırada güneşin batışını seyretmeye koyulmuştum. Güneşin batışı her zaman bana ayrı bir güzel gelmiştir. Günbatımı seyrim bittikten sonra, kalabalıklardan kurtulmak için adımlarımı eve doğru biraz daha sıklaştırdım. Ne zaman çarşıya çıksam sanki başka bir hapishaneye girer gibi oluyorum...

Çok az kaldı yuvama... Vatanıma dönmeme son adımlar...

Bu düşünceler aklımdan akarken nasıl evin kapısına vardığımı hiç anlayamadım.

Kapıyı açtım elimdeki poşetleri mutfağa bıraktım. Şömineyi yaktıktan sonra ateşin karşısına geçip ateşi seyretmeye başladım.

 

Derken uyuya kalmışım. Uyandığımda saat geceyi baya bir geçmişti.

Gene nehrin akışı gibi düşüncelerim de akmaya başlamıştı. Tam o sırada bu akışı nasıl durdurabilirim diye düşündüm ama bu bile başka bir ırmağın akışını gerektiriyordu. İnsan düşünmeyi nasıl durdurabilir ki…  Şöminedeki ateşe uzun bir süre bakmaya odaklandım. Tam o sırada geldi. 

-Merhaba Ahmed

-Merhaba

-Uzun zamandır beni çağırmıyorsun.

-Evet!  Ama bu sefer kendin geldin. Neden geldin desem çok mu olur. Çünkü çatı katına gitmek içimden hiç gelmiyor.

-Hayır, sadece şunu merak ettim. Uzun zamandır okumuyor, araştırmıyorsun. Kendinle yani benimle de artık konuşmuyorsun. Kimseyi de takip etmiyorsun dışarıya karşı tamamen kendini eve hapsettin.

-Öğrenilecek, okunacak, bilinecek her şeyi bildiğimi düşünüyorum artık! Benim bildiklerimin üzerinde başka bir bilgi daha olabileceğine ihtimal vermiyorum.

İçimdeki ben söze sessizlik ile cevap verdi.

Mesela, en iyi eğitim yerim olan çatı katındaki aynalı oda olsun, Sen! Yâda dışardaki herhangi biri hepiniz benim düşüncemin ürünüsünüz ben olmasaydım hiç biriniz var olmayacaktı.

-Ne oldu. Önceleri  sürekli öğüt verirdin. Hatamın farkına varmam için bana çareler düşünürdün. Neden hiçbir şekilde karşılık vermiyorsun? Evet, düşüncelerimin hatasını biliyorum ama bu şekilde mutluyum!

-Benden istediğin bir şey yoksa aynalı odaya doğru gidelim istersen seni yeni bir öğretmen ile tanıştırmak istiyorum.

-Yahu ben ne diyorum! Dinlemiyorsun galiba! Artık Öğreneceğim bir şey kalmadı tıpkı internet bağlanıp her şeyi öğrenebildiğim gibi ana kaynağa bağlanıp her şeye bakıp öğrenebiliyorum.

Bundan sonara ne öğretmeninden bahsediyorsun.  Zaten gelişinden belli ne zaman gelsen bana aynalı odanın yolu gözüküyor. Hem neden sürekli bu aynalı oda acısına katlanmak zorundayım en son Dağdan düştüğümden beri oraya gitmek istemiyorum. İçimdeki, dışımda, zihnimdeki her ne ki var olmuş, hepsi benim! Daha ne istiyorsun benden. Sana gayet açık anlattığımı sanıyorum öğreneceğim hiçbir şey olamaz. Bunları söylerken. Çatı katının merdivenlerini kapının kolunu çevirdiğimi fark ettim. Bu nasıl olur bu beden bana ait değil mi? Ne zaman aynalı odaya girdiğimi bile hatırlamıyorum.

O sırada kaplan şeklinde bir hayvan karşımda bana doğru geldiğini gördüm ilk başta biraz ürperdiysem de sonraları öğretmenim kaplan suretine bürünmüş olduğunu anladım.

Niye korktun dedi bana istediğim her şekilde senin yanına gelebilirim. Benden istediğin bir şey var mı? İlk aklıma gelen şey dünyanın en güzel sahiline gitmek oldu. Pek dedi insan şekline girip elimden tuttu ve havada çok hızlı bir şekilde ve çokta yavaş nasıl anlatacağımı bilemediğim bir şekilde yol alıyorduk. O kadar hızlı gitmemize rağmen yolda bir ağaç görsem rahatlıkla ondan meyve kopartabiliyordum. Çok yüksekte hızla ilerlerken şehri, insanları fark edebiliyordum. Nasıl öğretmen oldun?

-İlk başta 100 kişilik bir orduda sıradan bir askerdim. Ordumuzun yolu ıssız bir çöle düşmüş ve o çölde kaybolmuştuk. Artık hiçbir askerin sıcaklardan kıpırdayacak bir hali kalmamıştı. Komutanımız su bulmak için gönüllü kimse var mı diye bizlere seslendi hemen ben giderim dedim.  Su bulma olasılığı çok zor olduğunu tahmin ettiklerinden benden başka kimse gönüllü olmadı. Bu şekilde yola çıktım…

Binlerce yıldır yaşıyorum. Gerçi zaman birimi sana göre var.

-Nasıl yani

Dünyada değil de Jüpiter de ya da güneşte yaşasaydın şu anda kaç yaşında olurdun. Dünyada yetmişini doldurduğunda güneşte sadece sekiz saniyelik bir ömrün geçmiş olurdu. Bunları zaten bildiğimi içimden geçirdim. Biraz yüksek bir sesle;"senin bilmen ayrı benim bilmem ayrı" dedi. Bu aramızda dil ile konuşulan son sözlerdi. Bundan sonra hiç bir kelime olmadan bir iletişim başlamıştı. Konuştuklarımızı kelimelere dökmem artık imkansızlaşmıştı...

1.Bölüm  2.Bölüm 3.Bölüm 4.Bölüm

Son Düzenlenme Pazartesi, 12 Haziran 2017 22:23

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM