Arayış içinde olmak

Yazan Write on Cuma, 12 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Blog Okunma 2425 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

   Geceni üç buçuğunda ne akarsa bu sularda onu dillendirmeye çalışacağız. 

Arayış içinde olmak. Hemen herkesin içinde olduğu ortak nokta diyebiliriz. Kimi maddi şeylere; eve arabaya işe kadına kariyere…

Kimi mana âleminde Kalbin, ruhun, düşüncenin duygularının, insanın psikolojisinin, insan şuurunun ahlak vb. bunlarla ilgili arayışlara girer.

Kimi ise sadece gerçeğin peşinde ömür sürmek ister. En önemli mesele beklide gerçeği aramak. Gerçek dediğimiz nedir? Gözle gördüklerimiz mi, yada beş duyularımızla algıladıklarımız mı yoksa bilimin ışığında aklın ışığında gerçeğe doğru bir yolculuk mu?

Gerçeğe nasıl ulaşabiliriz? Dini öğretilerin, kalbin, vicdanın ve akıl gibi unsurlarla mı gerçeğe ulaşabiliriz. Beklide tüm saydıklarımız gerçeğe ulaşmak için yapbozun parçaları gibi bir bütünümü oluşturuyor.

 

Sıfır noktası, insanın doğumu diyebiliriz. Bu açıdan ele alırsak her şeyin mutlak bir doğumdan oluştuğunu söyleyebiliriz. Peki, evren big bang denilen büyük patlamayla oluşmamış mıydı diye bir soru aklımıza gelebilir. Bizde, evreni oluşturan Big Bang nerenin içinde gerçekleşiyor deriz. Hem neden patlama kelimesi deniyor ki!? İnsan oluşumu tek hücrenin bölünmesiyle oluşmuyor mu dışardan biri tek hücrenin patlaması derse ne kadar komik kaçar herhalde. En küçük parça ve en büyük parça olduğunu düşünmüyorum ne kadar küçüklüğe inilirse inilsin daha küçük zerrelere ulaşılacaktır. Akside ne kadar büyüklüğe ulaşılırsa ulaşılsın daha büyüğü mutlaka olacaktır. Mutlak doğru dediklerimiz bugün için mutlak doğru olmadığını hep beraber zaten görüyoruz. Bunun için birkaç örnek verelim isterseniz.

 Eskiçağlarda birkaçı dışında bütün astronom ve düşünürler Dünya'nın evrenin merkezi olduğuna, Güneş, Ay ve yıldızların Dünya'nın çevresinde döndüğüne inanırlardı. Bu evren modeline göre, yıldızlar kristal bir kürenin iç yüzüne çakılmış gibi durağandı. Buna karşılık Güneş, Ay ve beş "gezegen yıldız" (Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn) bu durağan yıldızların önünde hareket halindeydi. Bütün gökcisimleri, sanki bir makineyle çalıştırılıyormuşçasına, değişmez bir düzen içinde Dünya'nın çevresinde dolanırdı. Eski astronomlar gezegenlerin bu teorik hareketini, Güneş'in ve yıldızların dünya etrafındaki günlük dolanımını açıklayabilmek için karmaşık evren modelleri geliştirdiler.

 

Eski astronomlar içinde etkisi en uzun süreli olan İskenderiyeli Batlamyus'tur (Klaudios Ptolemaios). M.S. 2. yüzyılda yaşayan bu ünlü bilgin, bugün Almagest adıyla bilinen büyük yapıtında gök cisimlerinin karmaşık hareketini açıklayan evren kuramını ortaya attı ve Dünya'yı evrenin merkezi olarak kabul eden bu kuram yaklaşık 14 asır boyunca Ortaçağ Avrupası'nda tartışmasız benimsendi. 1 Dünyayı merkeze alan ve eğitim siteminde dünyayı kainatın merkezine koyan anlayış ile çok değil benim lise okuduğum yıllarda en küçük parçanın atom olduğunu bize öğretiyorlardı. Bugün ise atomu binlerce parçaya böldüler.

Evrenin yüzde 96 göremediğimiz bir evrende yaşadığımız söyleniyor. Sonsuzluk ve sınırsızlık kavramını doğru düzgün düşüncelerimize oturtamadık. İyi-kötü, güzel-çirkin yani sıfırmı birmi( 0101) gibi klasik fizikten bir türlü düşünlerimizi bir üst boyuta sıçratamadık. Kuantum fiziği denilen sıfır ve birin aynı pozisyonda olması durumu bile daha üst durumların olmayacağı anlamına gelmez belki sonsuz basamakta ilk basamaklardır. Kuantumun son olduğunu düşünenler en küçük parçanın atom olduğu bilgisiyle aynı zihin yapısında olduklarını söyleyebiliriz.

Anne karnında oluşum aşamaları, genetik faktörler astrolojik etkiler çevre gibi bir dizi bilgiler gen kitabımızın yazılmasına neden oluyor...

 Bir süre sonra akıl denilen bir araçla karşılaşıyor kendimizi tanımak için yola koyuluyoruz. Çevremizin bizi yönlendirdiği ve gen havuzumuzdaki bilgiler doğrultusunda hayatımız şekilleniyor. Hangi kültürde doğduysak o kültürün bilgisiyle ile doğuyoruz…

 

Bizim için din olarak İslam dini karşımıza çıkıyor. Diğer insanlar için ise hangi dine mensup islere o din ve hayat görüşü ile doğuyorlar. Fakat diğer dünya dinleri araştırmamızda şunu fark ettiğimizi söyleyebiliriz. Gerek Ortadoğu gerek Asya ya da diğer dinlerde İslam dinin izlerini görebiliyoruz.

Asıl mesele kendimizi tanımak meselesi olduğu hemen hemen bütün kadim dinlerde ilk ve en önemli soru… Nerden geldim ve nereye gidiyorum gibi sorularda peşinden geliyor.

 İslam tarihini araştırmaya koyuluyoruz,

Karşımıza Kuranı Kerim ve Resulullah sav çıkıyor.

Allah “Ey Nebi, gerçekten Biz seni bir şahit, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik”

(Ahzab Suresi, 45)


 

İnsanlığın ortak arayışlarından biri de özgürlük, mutluluk gibi belirli kavram arayışlarında bunları bulmak için başvurdukları yöntemler. Özgürlük için başvurulan yöntemlerden biri daha fazla nasıl yerim içerim haz duyarım.

Bu düşünceleri merkeze alan bir insana ne kadar insan diyebiliriz. O zaman evrimcileri haklı çıkartmış olmaz mıyız. Dışardaki bir maymunun bizden daha iyi yediğini içtiğini ve emin olun daha az kaygıları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ölüm ile birlikte kendimiz ile götüremeyeceğimiz bir mal ve mülk biriktirmek için de gelmediğimizi de söyleyebiliriz. Peki, gerçek mutluluk ve özgürlük ne olabilir ki.

Dini anlamak için 1400 öncesine gitmek birçoğumuz için şu an hayal olduğu için ne yapabiliriz. Günümüze iyi bir araştırma yapmış kendi dalında uzmanlaşmış kişilerin kitaplarını karşılaştırmak ve bunun sonucunda akıl ve vicdan terazisine koyup kalbe başvurarak temiz bir bilgi almaya çalışmamız gerekiyor.

 Adam, pirince taş, yağa sabun, zeytine boya katıp satış yapıyor. Sonrada hadi cumaya namaza gidelim deyip dükkânı kapatıyor. Şimdi Müslümanlık dediğimiz, din İslam dediğimiz ne ola ki. Biraz düşünelim derim.

Ebu Hureyre (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

Resulullah (s.a.v.), bir ekin yığınına uğramıştı. Elini onun içerisine daldırdı. Parmaklarına ıslaklık dokundu. Bunun üzerine:

“Ey ekin sahibi! Bu ne?” diye sordu. Ekin sahibi:

“Ey Allah'ın resulü! Ona yağmur isabet etti” dedi. Resulullah (s.a.v.):

“O ıslak kısmı insanlar görsün diye ekinin üstüne koysaydın ya! Alda­tan benden değildir” buyurdu.  Tirmizî, Büyü' 74, 1315; Ebu Dâvud, İcâre 50, 3452; İbn Mâcc, Ticârât 36, 2224; İbn Hibbân, Sahih, 4905. [142]

 

Bazıları kardeşim hadislerin çoğu değişmiş dolayısıyla bana hadislerle gelme. Allah bize Kuranı Kerimi vermiş Kuran ile Kuranı tefsir ederiz. Ne gerek var hadise şimdi.

Aslında bu söz üzerine bu yazımı yazmak istemiştim ama henüz daha yeni gelebildik bu kısmaJ

Şimdi ne yazayım yazacak o kadar çok şey var ki bu tarz Kuranı Kerimi tek ele alıp üstüne Kuran sanki Kendisine inzal olmuş ve tefsirini yapıp söz ve edebiyat sanatını konuşturarak insanları etkileyen çok insan var. Adam, sadece Kuran Kerimi değil, hadisleri ve İslam dinin gerekleri olan her şeyi siliyor.

Hayvansal içgüdülerinin ağır basmasından dolayı kendilerine uyduran ve bunu da kendi tefsir yaptıkları ayetlere dayandıran baya bir kişi var. Mızrakların ucuna Kuran Kerim sayfalarını koyarak Kuran davet edenler gibi.

Artık namaz kılmaya gerek yok biz aydınlandık bizden düşmüştür, Oruç yok daimi oruçtayız biz Allah’ı özümüzde bulduk. Resulullah gerek yok Kuranda her şey eksiksiz zaten var. Başörtü sadece bir ayrıntı bu çağda dini gereklere gerek yok.

Zekât desen hak getire faiz zaten helal yapma fetvaları gırla, yalan söylemek, insan kandırmak ve bunu siyasi, iktidar, para, vb. kendi menfaati için kullananların sayısı azımsanmayacak kadar çok.

Allah güneşsiz bir dünya yaratmamıştır. Bizim güneşimiz ise Resulullah efendimiz sav ister kabul edin ister etmeyin. Kuranı Kerim anlamak istiyorsak Resulullah efendimizin tefsirine açıklamasına ihtiyacımız var.

Çoğumuzun bildiği eski bir fıkradır:
Bektaşi'ye "Neden namaz kılmıyorsun?" diye sormuşlar, "Cenab-ı Allah Kur'an'da namaza yaklaşmayın buyuruyor" cevabını vermiş. "Ama o ayetin başında 'İçkili iken...' deniyor" diye hatırlattıkları zaman da, Bektaşi "Ben hafız değilim, o kadarını bilemem" demiş...

Biz Kurana bu bakış açısıyla baktığımızda bizim Kuran’ı Kerimi heva ve hevesimize tefsir edip ne kadar yol alabiliriz. Kimi ise her şeyin bilim ile açıklanabileceğine takmış bilim ise her gün yeni bir buluşla bir öncesini aslında yanlış olduğu vurgusuna değinmiyormuş gibi…

Bilim ile akıl ile beş duyu ile neyle gidiyorsan git kardeşim git yeter ki en doğru benim doğrum deme…

 Allah Mananın yoğunlaşması ile maddeyi oluşturmamış mı sen madde âleminin, sonsuz potansiyeli olan mana âleminde habersiz ne kadar hakikati bulabilirsin.

Bugün bilim dahi yüzde 96’sını görmediğimiz bir âlem içinde yaşadığımızı öngörüyor.

Karanlık madde, karanlık enerji ne demek?

Tüm insan ırkının atomlarındaki boşluklarını çıkartırsan bir şeker küpü kadar olur sözü var.

Boşluk gerçekten boşluk mu yoksa henüz keşfedilmeyi mi bekliyor. Bilime mutlak doğru yaklaşımı tamamen asılsız buluyorum.  Kimi de Resulullah sav ya da bilmem kimi gördüğünü söyleyerek insanlığı peşinden sürüklüyor peki yaşamında kibir, riya yalancılık, var nerde kaldı şimdi Resulullah’ın bildirdiği dinle nerde kaldı senin aklını kiraya verdiğin kişi. Aslında şunu diyebilseydik çok daha iyi olur. Allah’ım benim aklım bana yetmiyor senin ve Resulünün bildirdiği aklı kabul ediyorum. Diyerek bugünlük yazımızı dinlenmeye bırakarak daha nice yeni yazılarımızda görüşmek dileğiyle. Son sözümüzü Yunus emreye bırakarak sizi Allaha emanet ediyorum.

Vesselam.

 

 

Yunus Emre

Gaflet ile Hakk'ı buldum diyenler 
Er yarın Hak divanında bellolur.
Ahret tedarikin gördüm diyenler
Er yarın Hak divanında bellolur.

Kiminin adı sofu kiminin derviş;
Derviş isen kardeş takvaya çalış
Gizlice yollardan sen Hakk'a eriş
Er yarın Hak divanında bellolur. 

 

Mehmetsirin

30.09.2017

Son Düzenlenme Salı, 15 Ağustos 2017 17:00

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM