Tasavvuf ve Bilim
Yazan Written on: Pazar, 14 Mayıs 2017 Okunma 1873 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

“ALLÂH”, “TANRI” DEĞİLDİR!

Şimdi, elimizi vicdanımıza koyarak düşünelim...

Varlığına iman ettiğimiz, ya da inanmadığımız, ancak her iki hâlde de şartlanma yollu “ALLÂH” adını verdiğimiz TANRI ile; burada tarif edilen, Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH”aynı mıdır?..
Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH” için “TANRI”kelimesi veya kavramı kullanılabilir mi; ya da “TANRILIK”mevhumu kabul edilebilir mi?.. Düşünülebilir mi?..
“ALLÂH’I HAKKIYLA TAKDİR EDEMEDİLER...”
(6.En’am: 91)
“ALLÂH” indînde, ilminde “KUL” ne ise, “TANRI” da odur! Çünkü, her ikisi de ALLÂH ilmindeki, ilmî sûretler,kavramlardır. Bu yüzden de ALLÂH indînde, her şey helâk olmuş, “yok” durumdadır!  Ve “Bakıy” olan, sadece “VECHULLÂH”tır!

İşte, “Küllî şey’in hâlikun illâ vecheHU” (28.Kasas: 88)

âyetiyle işaret edilen mânâ da budur ki, “ve yebka vechu Rabbike Zül Celâli vel’İkrâm” (55.Rahmân: 27) âyeti de bu durumu teyid eder.

Yazan Written on: Pazar, 14 Mayıs 2017 Okunma 1827 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

            Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş. Kadın kocasına ' Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor.' demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.

Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmiş.

Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış 'Bak' demiş kocasına ' Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?'

Kocası: 'Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim' diye cevap vermiş.

Hayat böyle değil midir ?

Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır. Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya davranmadan önce zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olanı görmeye hazır olup olmadığımızı fark etmek güzel bir fikir olabilir ...

Asrın mütefekkirinin de söylediği gibi
Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır

Yazan Written on: Pazar, 14 Mayıs 2017 Okunma 1342 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Hicri Takvimin (!) Ramazan ayı girdi, ve yine kimi aç – susuz kalanlarca, sakızın, sigaranın, tükürüğünü yutmanın, göz damlasının, kolonya kullanmanın orucu bozup bozmadığı, 20-25 dk. önce-sonra, imsak vakti, top atılmıştı – atılmamıştı tartışmaları da başladı geleneksel ve kaçınılmaz olarak. Diğer bir çok benzeri konuda olduğu gibi, Rasulullah’tan kalan Ruh meydanlarda olmayınca, şekil – ritüel üzerinden abartılı – takıntılı mülahazalar da haliyle boy gösteriyor özgürce.

İman edenler, yani kendisinde güven/eminlik hissi uyanmış ve toplumuna da güven/emniyet verenler; ve bunun ötesinde de Takva’ya ulaşmak, yani Allah’ın “koruması” altına da girmek isteyenlerse bu tartışmaların muhatabı, tartışmalar da onların muhatabı değil.. Çünkü, onlar Kadir Gecesine (Bknz. Kadir gecesi, Özgürleşme süreci!) ulaşabilme azmiyle, Kur’an ifadesiyle Savm (aşamalı – programlı dinginleşme çalışmaları), Sıyam (topluca, toplumca dinginleşme/takva/Kur’an ilkelerinin eğitimleri) ve İtikafa (yoğunlaştırılmış Tefekkür süreçlerine) girme gayretindeler.

Yazan Written on: Pazar, 14 Mayıs 2017 Okunma 1428 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı. Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu.

-”Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?”

-50gm!’ …. ’100gm!’ …..’125gm’..diye öğrenciler yanıtladı.

-”Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem, ” dedi profösör, “ama, benim sorum şu ki :”Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”

-’Hiçbir şey’ diye yanıtladı öğrenciler.

-”Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?” diye sordu profesör bu kez.

-”Kolunuz ağrımaya başlardı efendim” diye öğrencilerden biri yanıtladı.

 

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 486 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma. 
Sen Hak için âlemin kölesi kulu ol.

Nefsin hevası ile mağrur olup aldanma, 
Yüzüne bassın kadem, her ayağın yolu ol.

Garazsız hem ivazsız, hizmet et her canlıya 
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol.

Allah için herkese hürmet et de sev sevil 
Her göze diken olma, sümbülü ol gülü ol.

İncitme sen kimseyi, kimseye incinme hem 
Güler yüzlü tatlı dil, her ağzın balı ol.

Nefsine yan çıkıp Kâbe’yi yıksan dahi 
İncitme gönül yıkma, ger uslu ger deli ol.

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 3008 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

...

      Camiye girip güzel alnını kalbiyle birlikte secdeye koyan insan hakiki mü’midir. Nüfus kağıdından mü’min vardır, isimden mü’min vardır bir de mübarek …. Kur’an onu, o güzel alnı tefsir ediyor:

Vucûhun yevme izin nâzıretun İlâ rabbihâ nâzıreh
Alnı temiz olanlar Allah’ın cemalini görecekler, kavuşacaklar O’na.
İnsan Allah’a ahirette kavuşmaz, dünyada da kavuşur.

Her yerde hazır ve nazır olan, Hablil Verid’den, şuradaki damardan size daha yakın olan Allah’a her zaman insan kavuşur. Fakat insan nefsaniyetine uyarsa git gide uzaklaşır.

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 2630 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

 BİLGİ VE BİLGİYİ YAŞAMA

Bu aralar bilgi-amel ilişkisi üzerinde konuşuyorum. Mesnevi ile ilgili kendime iki görev yükledim. Birincisi unutulmuş bilgileri hatırlatmak ve ikincisi kirlenmiş bilgileri hatırlatmak.

İnsanlar bu ve bu şekilde bilgiyi unutabiliyorlar. Bizim görevimiz bu bilgileri hatırlatmak. Bu hatırlatma, ayet olabilir hadis olabilir. Müslüman bir toplumda yaşıyor olsak bile bilgilerimiz çok fazla değişikliğe veya unutkanlığa uğrayabiliyor. Hele bu modern çağda hakikaten çok zor hale gelmiştir. Geçmişte bilgiye ulaşmak çok zordur. Hele ki kırsal köy gibi yerlerde inşaların bilgiye ulaşabilmesi çok büyük bir meseleydi. Peygamberimiz zamanında ve sonraki dönemlerde. Bu iletişim dediğimiz şeyin çok fazla yaygınlaşması ile birlikte insanları bilgiye karşı korumak diye bir mevzu çıktı.

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 1160 kez
Ögeyi Oylayın
(2 oy)

Bir ses var insanın içinde... Hiç susmayan, hep konuşan...

Şimdi sus ve kendini dinle kâri. Dinle ki hâlâ sesler geliyor içinden. Sussan da susamıyorsun. Durduramıyorsun içinden gelen bu sesi. İsmine “nefs” diyorlar. Diler misin bu kez biz konuşalım o içimizdeki nefsle? Aşk diyarına Hüdâyî kapısından girip nefs ile cenk edelim ister misin?

Şimdi nefsinle konuşacağın bir hikâye anlatacağım sana kâri. Nefsinin konuşacağı bir hikâye... Sen de ki “hayal,” ben diyeyim ki “muhal, imkânsız.” Lakin şunu bil; ben inandım ki içimize bunları düşüren dahi nefsimizdir. Bizi durduran ve kandıran da nefsimizdir. Ve hatta şu anda içinde bir ses varsa ve “Okuma bu kitabı, bırak” diyorsa sana, inan ki o da nefsinin sesidir.
Hem her kitap bir kişi için yazılır kâri. Belki de bu kitap yalnızca senin için yazılmıştır..

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM