Tasavvuf ve Bilim
Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 1792 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

        Osho, sık sık kendi acılarımızı yarattığımızı hissederiz. Buna rağmen, neden onları yaratmaya devam ediyoruz? Ve insan ne zaman, nasıl kendi acılarını yaratmaktan vazgeçer? 

İlk şey ve anlaşılması gereken çok temel bir şeydir, "Sık sık kendi acılarımızı yarattığımızı hissederiz" dediğinde aslında durum böyle değildir. Sen asla kendi acılarının yaratıcısı olduğunu hissetmezsin. Öyle düşünebilirsin, çünkü sana öyle öğretilmiştir; çünkü yüzyıllardır öğretmenler sana kendi acılarını yaratanın sizler olduğunu, başka hiç kimsenin sorumlu olmadığını öğretmektedir.  Bu şeyleri duymuş, bu şeyleri okumuşsundur. Bunlar senin kanın ve kemiğin olmuştur, senin bilinçsiz koşullanman haline gelmiştir, bu yüzden bazen papağan gibi tekrarlarsın: Biz kendi acılarımızı yaratırız… Ama böyle hissetmezsin, bu senin fark edişin değildir, çünkü bunu fark edersen, o zaman diğer şey mümkün değildir.

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 1306 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Milyarla galaksiden birinde... Yüz milyarlarca yıldızdan birinin bir uydusunda... Adı “Dünya” koyulmuş bir yerde, “dünyan” yaratıldı!

Dünya’da mı yaşıyorsun, “dünyan”da mı?

Ne kadarıyla yaşamın Dünya’da geçiyor; ne kadarıyla dünyanda?

Doğumundan ölümüne “dünya” adını verdiğin kozan içindesin! Beş duyunla, şartlanmalarınla, değer yargıların ve onların oluşturduğu duygularla ördüğün ve bunların getirisine göre içinde yaşadığın, “kozan” olan “dünyan”da!

Dünya ile “dünyan” arasındaki farkın, farkında mısın dostum?..

İstersen hiç okuma bu yazıyı, “dünyan”daki rüyan bir süre daha devam etsin!.. Hiç değilse ölene, boyut değiştirene kadar! Ama, okursan da, sorumluluk sana ait!

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 2316 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

   Geceni üç buçuğunda ne akarsa bu sularda onu dillendirmeye çalışacağız. 

Arayış içinde olmak. Hemen herkesin içinde olduğu ortak nokta diyebiliriz. Kimi maddi şeylere; eve arabaya işe kadına kariyere…

Kimi mana âleminde Kalbin, ruhun, düşüncenin duygularının, insanın psikolojisinin, insan şuurunun ahlak vb. bunlarla ilgili arayışlara girer.

Kimi ise sadece gerçeğin peşinde ömür sürmek ister. En önemli mesele beklide gerçeği aramak. Gerçek dediğimiz nedir? Gözle gördüklerimiz mi, yada beş duyularımızla algıladıklarımız mı yoksa bilimin ışığında aklın ışığında gerçeğe doğru bir yolculuk mu?

Gerçeğe nasıl ulaşabiliriz? Dini öğretilerin, kalbin, vicdanın ve akıl gibi unsurlarla mı gerçeğe ulaşabiliriz. Beklide tüm saydıklarımız gerçeğe ulaşmak için yapbozun parçaları gibi bir bütünümü oluşturuyor.

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 1021 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

 Tarikatı aliyyeden Halvetiye'de mukaddes feyiz zincirinin mübarek halkalarından birini teşkil eden ve aynı tarikatın büyük mürşidlerinden olan Şeyh Hayreddîn-i Tokadı (K.S.) Hazretleri, çelebi Halife diye bilinen, zamanının kutbu ve ârifibillâh-ı Şeyh Muhammed Cemalüddin-i Halveti (K.S.) Hazretlerinin yetiştirip, irfan ve tasavvuf âlemine hediye ettiği, Güzel Anadolunun manevî zenginliğini meydana getiren büyük velilerden birisidir.Temiz soy ve nesebi Büyük Müfessir Fahri Razi'ye uzanan ve asil soyundan nice arif âlimler yetişen bu tarikat kutbunu yerinde incelemek gerekir. Hicri 9 ve 10. asırdan itibaren gelişerek İslâm âlemine bir irfan denizi halinde yayılan Halvetiye tarikatının kutlu ve ulu velileri arasında yer alan Halvetiye şeyhi HAYREDDİN-Î TOKADİ (K.S.) HAZRETLERİ'nin hayatını yazmaya, önce Allah'ın Rasûlü (S.A.V.) Efendimiz ile olan zahiri bağlantısını vesikaları ile ortaya koyarak başlamak, "marifet zinciri içerisinde feyz aldığı irfan pınarlarını bir bir göstererek konuya girmek yerinde olacaktır."

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 1596 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Kâdim Bilgelik Söyleşilerinden" Notlar
* Varlığın senin ne olduğundur. Bunu anlayabilmek için önce ne olmadığını görmelisin. Kendin üzerinde derinleş. Özdeşleştiğin şeylerin farkına var. İçinde neler olup bittiğini artik karanlikta değil, aydınlıkta izle. Bu izleme seni her "an" yenilenmeye götürecektir.
* Tutunmalar, ilahi sistemin sana karşı işlediği düşüncesine götürür ve cehennem böyle ayrık, sıkışık hissettiğin yerdir. Celcelutiye bilincinin çalışma sahası da tam olarak burasıdır. "Ehadiyet" ve "Ferdiyet" bilincini insan üzerinden anlatır ki bu çalışma ibadettir. "Lâ" dediğin her şeyden sonra, bıraktığın ne varsa yerine yenisinin geldiğini fark edersin. İnsan her an başkalaşmaktadır ; ama tutunduğu şeyler gelen yeniyi gölgelemekte, aslını göstermemektedir.
* Sistemde yaratılan her şey kendi kaynağına dönmek üzere yaratılmıştır. Tüm evrende aslına rûcu (dönüş) vardır. Evrenin en küçük modeli insandır.

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 1703 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

İlkbaharın, ilk zamanlarını her zaman çok sevmişimdir. Çiçekler tarafından söylenen şarkıların melodisini dinler saatlerce o sesi dinlerdim. Hem zaten bu sesleri kim duysa mutlaka çok severdi. Bu şarkı eşliğinde toprak da yeni bir uyanış içindeydi. Ben ise o sırada güneşin batışını seyretmeye koyulmuştum. Güneşin batışı her zaman bana ayrı bir güzel gelmiştir. Günbatımı seyrim bittikten sonra, kalabalıklardan kurtulmak için adımlarımı eve doğru biraz daha sıklaştırdım. Ne zaman çarşıya çıksam sanki başka bir hapishaneye girer gibi oluyorum...

Çok az kaldı yuvama... Vatanıma dönmeme son adımlar...

Bu düşünceler aklımdan akarken nasıl evin kapısına vardığımı hiç anlayamadım.

Kapıyı açtım elimdeki poşetleri mutfağa bıraktım. Şömineyi yaktıktan sonra ateşin karşısına geçip ateşi seyretmeye başladım.

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 1645 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

 Kötü haberler sağlığınıza iyi gelmiyor

Bilindiği gibi, stres gibi olumsuz duygular, vücutta zamanla belirli hasarlara yol açıyor. Ve internet sayesinde kötü haberlere, öfkeye, duygudurum bozukluklarına oldukça yakın bir kültürde yaşadığımız ortada.

Araştırmalar terör saldırıları, savaş gündemleri ve diğer trajik durumlar gibi kötü haber sirkülasyonlarını üst üste edinmenin, vücudun kortizol üretimine neden olduğunu gösteriyor. Kortizol, vücudun strese gösterdiği tepkiyle ilişkilendirilen bir kortikosteroid hormondur ve bağışıklık sistemini baskılar.*

Araştırmalara göre, kişilerin iş ya da özel hayatlarında yaşadıkları travmatik durumlar, ilerleyen zamanlarda bağışıklık sisteminin düzgün işlememeye başladığını gösterecek; bu da pekçok sağlık problemine önayak olacaktır.

Yazan Written on: Cuma, 12 Mayıs 2017 Okunma 1714 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

İmam Gazâlî’nin Savunduğu Tasavvuf İle Günümüz Farkı

Birçoklarının, İmam Gazalî’nin “el-Munkızu min ed-Dalâl” adlı eserinde mutasavvıfları en doğru yol üzerinde topluluk olarak nitelendirmesinden hareketle, günümüz “tasavvufçuları”nın da aynı şekilde görülmeleri gerektiğini düşündüğü biliniyor. Burada gözden kaçırılan nokta şu: İmam Gazalî mutasavvıflardan söz ederken, bugün bizim “tarikat ehli” diye bildiğimiz kitlelerin sahip olduğu özelliklerden daha farklı niteliklere işaret etmektedir.

Nitekim sözkonusu kitapta, doğruyu ve hakkı arama iddiasında olan insanları dört gruba ayırır ve her birinin özelliklerini anlatır. Bu gruplardan birini “Tâlimiye” diye adlandırmaktadır.

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM