Tasavvuf ve Bilim
Mehmetsirin

Mehmetsirin

Write on Çarşamba, 20 Eylül 2017 Yayınlandığı Kategori Blog

Aynaya baktığım gibi kendimi Allah’ın varlığına dair delillerin öne sürüldüğü bir meclisin içinde buldum. Bu sırada çevreme baktığımda kimsenin ağzının oynamadığını fark ettim. Nasıl oluyor da hiç ağız oynatmadan böyle bir konuşma gerçekleşiyordu çok şaşırmıştım. Bu sırada yanımda duran kişiye selam verdim. Selamımı ağzımı oynatarak verdiğimi görünce o da bana şaşırdı. Bana başımı göstererek iki anlım ortasına baş parmağıyla bir kez dokundu tam o sırada ne olduysa oldu artık bende zihin gücümle konuşmaya başlamıştım. Tekrar selam verdim bu selamıma karşılık verdi.

  • Neredeyiz şu an diye sordum.
  • Hangi gezegen diye soruyorsun LOGOS gezegenindeyiz.
  • Bu meclis neyin nesidir insanlar neden toplanmışlar burada diye sordum bana;

Buradaki insanların bir ilahın olup olmayacağı konusunda tartışıyorlar.

Gördüğün gibi sol taraftaki "maviler" bir ilahın olmadığı konusunda delillerini öne sürüyorlar sağ taraftaki Sarılar ise bunun tartışmanın manasızlığını olmadığını söyleyebilmek için kör sağır olmak gerektiğini söylüyorlar.

Write on Çarşamba, 13 Eylül 2017 Yayınlandığı Kategori Blog

           Sabahın erken saatlerinde gökyüzü bulutlardan yağmuru yer yüzüne usulca indiriyordu. Mürşidimden ayrılmanın verdiği üzüntüden dolayı, usulca yeryüzüne inen yağmur damlalarına gözyaşlarımda eşlik ediyordu. Kısa süren bir yağmurdan sonra kuşların orkestrası bahçede şakımaya başladı. Pencereyi açtım ve toprak kokusunu daha fazla içime çekebilmek için derin derin nefesler almaya başladım . Toprak kokusunu içime çektikçe içimi derin bir huzur kaplamıştı.

Bir önceki aynalı odadaki mürşidim aklıma geldi. Hani beni bu dünyanın merkezine kalbine götürmüştü işte  o anlar aklıma geldi. Kalbin etrafında melekler ile bir olmuştuk. Omuz omuza vererek yüzümüz kalbe baktığı şekilde hızla tavaf ediyorduk. Ama ne olduysa oldu kalbime gelen bir vesvese sonrası melekler beni halkadan dışarı atmıştı. İşe o an aklım başıma geldi. Mürşide sordum ne oldu bir anlık veseve düşüncesi neden beni bu tavaf zevkinden mahrum etmişti.

Mürşit senle yola devam etmemi istiyorsan tüm sevaplarını kendinden küçük gördüğün bu kişilere karşılıksız olarak ver...

Write on Cuma, 12 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Blog

   Geceni üç buçuğunda ne akarsa bu sularda onu dillendirmeye çalışacağız. 

Arayış içinde olmak. Hemen herkesin içinde olduğu ortak nokta diyebiliriz. Kimi maddi şeylere; eve arabaya işe kadına kariyere…

Kimi mana âleminde Kalbin, ruhun, düşüncenin duygularının, insanın psikolojisinin, insan şuurunun ahlak vb. bunlarla ilgili arayışlara girer.

Kimi ise sadece gerçeğin peşinde ömür sürmek ister. En önemli mesele beklide gerçeği aramak. Gerçek dediğimiz nedir? Gözle gördüklerimiz mi, yada beş duyularımızla algıladıklarımız mı yoksa bilimin ışığında aklın ışığında gerçeğe doğru bir yolculuk mu?

Gerçeğe nasıl ulaşabiliriz? Dini öğretilerin, kalbin, vicdanın ve akıl gibi unsurlarla mı gerçeğe ulaşabiliriz. Beklide tüm saydıklarımız gerçeğe ulaşmak için yapbozun parçaları gibi bir bütünümü oluşturuyor.

Write on Cuma, 12 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Blog

İlkbaharın, ilk zamanlarını her zaman çok sevmişimdir. Çiçekler tarafından söylenen şarkıların melodisini dinler saatlerce o sesi dinlerdim. Hem zaten bu sesleri kim duysa mutlaka çok severdi. Bu şarkı eşliğinde toprak da yeni bir uyanış içindeydi. Ben ise o sırada güneşin batışını seyretmeye koyulmuştum. Güneşin batışı her zaman bana ayrı bir güzel gelmiştir. Günbatımı seyrim bittikten sonra, kalabalıklardan kurtulmak için adımlarımı eve doğru biraz daha sıklaştırdım. Ne zaman çarşıya çıksam sanki başka bir hapishaneye girer gibi oluyorum...

Çok az kaldı yuvama... Vatanıma dönmeme son adımlar...

Bu düşünceler aklımdan akarken nasıl evin kapısına vardığımı hiç anlayamadım.

Kapıyı açtım elimdeki poşetleri mutfağa bıraktım. Şömineyi yaktıktan sonra ateşin karşısına geçip ateşi seyretmeye başladım.

Write on Cuma, 12 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Blog

Bir ilim güneşi daha battı. Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir. Bir karıncanın güneşi tarif etmesi gibi Osman hocam ile ilgili bir şeyler paylaşmak isterim. Batın ilminin sultanlarından biri olduğu için hiçbir zaman ne mertebede nasıl bir ilme sahip olduğu bilinmezdi. 
1993 yılında kendisiyle lise yıllarında tanışmıştım. Girdiği ilk dersten sonra onun derslerini dört gözle bekler hale gelmiştim. Kim olduğunu bilmiyordum ama içimde Osman Hocama karşı büyük bir muhabbet besliyordum.


Dünyanın düz olduğuna inanılan  dönemlerde dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen biri gibiydi. Bize verdiği dersler çok üst seviyedeydi. Cennetin, dünya ve ahiret yaşamının anahtarlarını derslerinde bizi hiç sıkmadan işlerdi. Kimseden ümidini kesmezdi ve herkese Rasulullah efendimizin ahlakı ile yaklaşırdı.  
İnsan ilişkileri dersinde sınıftaki öğrencilerin dikkatini çekecek  bir resim göstermişti.Resimde iki büyük kulağı olan bir insan yüzü  resmedilmişti. Dinlemenin iletişimde ne kadar önemli olduğunu ve neden bir ağzımızın olmasına karşılık iki kulağımızın olduğu konusunda beyin fırtınası oluşturmuştu.

Write on Cuma, 12 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Blog

Bu akşam her zamankinden çok daha gürültülü ve sıkıcı bir gün geçiriyordum. Kendi sesimide uzun süredir duyamıyordum. Koskoca gezegenimde yapayalnızdım.  Bu düşünceler birer kara bulut gibi güneşimi örtmüşlerdi. Bu kadar ince ve hafif bir şey nasıl olur da benim dünyamı karartırdı hiç bilemiyorum.  Zihinim durmadan yeni düşüncelerle karşıma çıkıyordu. Bundan dolayı içim sıkılıyordu. İç sesimi özlemiştim. Neden artık benle konuşmuyordu ne olmuştu da beni kendi halime bırakmıştı.

Biraz bahçeye çıkayım dedim. Çıkış kapısına doğru yöneldim. Karanlık her şeyi gizliyordu. Loş ışıklarla ancak önümü görebiliyordum. Hava çok soğuktu ama içim ateşler içindeydi. Zihnimden çıkan kuru kalabalığı artık dinlemek islemiyordum. Cırcır böceğin sesine odaklandım. Bir süre derin nefes alıp vermeye başladım. O sırada iç sesim tekrar geri dönmüştü.

-Selam

-Selam

-Seni çok özledim, uzun süredir etrafta yoktun.

-Evet

Write on Cuma, 12 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Blog

Uzun zamandır beklenen kar yağışı etrafı bembeyaz yapmış. Gece vakti her şeyi karanlık bir örtüyle, örterken kar her yeri bembeyaz bir örtüyle örtmüştü.  Tüm canlılık tatlı bir uykuya dalmıştı…

Pencereden etrafı seyreden Ahmed böyle düşüncelere dalıp etrafı seyrediyordu. Koskoca köşkte tek başına yaşıyor ve bildiği tek arkadaşı kendisiyle muhabbete koyulmaya başlamıştı...

-Merhaba

-Merhaba

-Bugün nasılsın Ahmed?

-Nasıl olduğumu bildiğin halde neden soruyorsun?

-Muhabbet etmek isteyen sen değimliydin?

-Evet bendim!

-Senin her şeyini biliyorum. O zaman nasıl muhabbet edebiliriz ki?

Write on Cuma, 12 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Blog

        Sanal gerçeklik yazısını okuduğumuzda özellikle oyun dünyasında çok fazla ilgili olan arkadaşlar büyük bir sevinç içinde olacakları kesin. Madalyonun bir de öteki yüzüne bakalım isterseniz... Bu tür teknolojilerin insanların görünmez bir tutsaklığa ittiği de su götürmez bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Çoğu insanların birbiriyle muhabbetleri bile ekranlara hapsedilmiş durumda. Ekranla olan hayatları daha fazla yalanı ve yalnızlaşmayı beraberinde getiriyor...

 Günlük hayatın zorluğunu bir çeşit uyuşturucu gibi bu tarz oyun ve eğlence merkezli oyunlar içerisinde günlerce bağımlı halde bir yaşam içinde olan birçok insan var. Dünyadaki tatminsizliği belirli oyuncaklarla doldurmaya çalışmaları ve bitmek tükenmek bilmeyen bir eğlence ve zevk merkezli bir yaşam içinde olma hayali çok garip gözüküyor...

Write on Perşembe, 11 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Blog

          Kelimelerle her şeyi ifade edebileceğimizi zannederiz. Fakat benim gibi insanlar kelimelere duygu bile katamazlar. Ama istesek bunu kolaylıkla yazabiliriz. Milyonlarca kez, binlerce kez seni seviyorum yazabiliriz. Sadece yazmakla kalırız. Bu kelimeler yetersiz olduğunu çoğumuz farkında bile değiliz…

Write on Perşembe, 11 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Blog

Bismillahirrahmanirrahim

Bügün sizlere, farklı bakış açılarından bahsetmek istiyorum. Yer yüzünde belki  de  insan sayısı kadar farklı bakış açısı vardır. Her birimiz kendi oluşturduğumuz  dünyanın sınırların da yaşıyoruz. Çoğumuz haklı sebep ve mazeretlere dayandırılımış mutlak doğrularımız içinde yaşıyoruz.

Peki çoğunluğumuzun benzer doğrulara sahip olduğumuz gerçeği ne oluyor diye bir soru aklınıza gelebilir. Dini, felsefi , bilimisel veyahut  maddeci görüşlerle dolu liderler..  Ve onları sorgusuz sualsiz kabul eden, peşlerinden sürüklenen milyonlar. Belki de yaşama bakış açımızı en derinden etkilieyen anlayış burda saklı. Haydi kendimize ufak bir kaç soru soralım.

Neye inanıyoruz?  

Neden inanıyoruz?

Kime inanıyoruz?  

Nasıl inanıyoruz?

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM