Hayat Nedir?

Yazan Write on Cumartesi, 16 Haziran 2018 Yayınlandığı Kategori Kitap Okunma 224 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Bismillahirrahmanirrahim

Hâce Yûsuf-İ Hâmedani Rutbetü’l Hayat Hayat Nedir? İnceleme

Çeviren: Prof. Dr. Necdet İnsan yayınları 2018 7. Baskı 158.S

ISBN 9755742113

MehmetSirin 

Hayat nedir? Hayatın ne olduğu konusu birbirimizle konuştuğumuz zamanlarda ne anlama geldiği hakkında uzun uzun muhabbetler ettiğimiz konulardan biri olmuştur. Hayatın anlamını, sırrını ararken hayatı neyin üzerine inşa etmişsek verilen tanımlamalar o oranda değişim göstermektedir. Hatta bazen kendi hayatımızdan çok başkalarının hayatını konuşmak bizim için daha tatlı gelebilmektedir. Bazen de izlediğimiz dizi ya da filmlerdeki hayatları uzun uzun konuşuruz. Kendi hayatlarımızın çekilmez, zor, yaşanmayacak ve binbir tür dert olduğunu düşündüğümüz için bu konuda kendi hayatımıza bakışışımız çoğu zaman olumsuz bir bakış açısı içerisinde olabilmektedir.

Belki de bu yüzden dışımızdaki hayatların çok daha iyi olduğunu düşünürüz. Ya da dizi ve filmlerdeki sanal hayatları izleyerek özdeşim kurarız. Bu şekilde hayatın anlamını manasını bulmaya ve mutlu olmaya çalışırız. Bu seferki ele almaya çalışacağımız ve alıntılarla destekleyeceğimiz kitabın müellifi Hâce Yûsuf-i Hâmedaninin “Hayat nedir” adlı kitabını ele almaya çalışacağız.

Hoca Ahmed Yesevî ve Abdülhâlik Gucdüvânî gibi iki büyük Allah dostunu yetiştiren Hace Yusuf Hemedânî hazretleri İmam Gazzâlî ile de pirdaş olan Yusuf Hemedânî, dokuz asır önce Kur’an, Sünnet ve Ehl-i Sünnet çizgisinde bir tasavvuf anlayışını yaymaya çalışmış, onun bu çizgisi Bâtınî-Haşhaşîlerle mücadele eden Selçuklu hükümdarı Sultan Sencer tarafından beğenilip takdir edilmiş ve maddî olarak desteklenmiştir.
“Hayat nedir” adlı eser Yusuf Hemedânî’nin Farsça olan Rutbetü’l-hayat isimli eseri ile diğer iki küçük risalesinin tercümesine, Abdülhâlik Gucdüvânî’ye nisbet edilen ve Yusuf Hemedânî’nin hayat ve ahlâkını ele alan Makâmât-ı Yûsuf-i Hemedânî isimli Farsça eserin tercümesinin de eklenmesiyle oluşmuş bir mecmuadır. (1)

Çok fazla eseri olmadığı sanılmasına rağmen arkasına bıraktığı bir Hoca Ahmed Yesevî Türk dünyasının İslamlaşmasını, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasını sağlayan Yesevilik ile Nakşiliğin kolbaşısını yetiştirmiştir.

Şahsiyet olarak imamı Muhammed Gazzali hazretlerine benzediği söylenir. Her ikisinin de büyük sufi Ebu Ali Fermedi’nin müridi olması tesadüf değildir. Gazzali eserleri ile meşhur olurken Hâce Yûsuf-İ Hâmedani daha çok müritleri ile meşhur olmuştur.

Hayat nedir adlı eser ondan kalan tek eser olduğu düşünülüyor. Risalede insan hayatı ve bu hayatın farklı dereceleri hakkında soru cevap şeklinde konular ele alınmış. Emin olun bendeniz okurken bugününün beklide birçok sorununa cevap niteliği taşıdığını gördüm. Bu eserde, felsefe nazarıyla yazılmış akıl merkezli “izm” ‘lerin çoğunun zamana, kültüre, çevresel faktörlere göre hayatın tanımını her bir filozof ve düşünürde farklı farklı olmasına karşın. Hz. Âdem as ’den günümüze Hz. Muhammed sav ile devam eden daha sonra hak dostlarının aldığı vahiy ışını günümüze taşıyan evrensel hakikateler arasındaki farkı çok iyi gözlemleyebiliyoruz.

Hâce Yûsuf-İ Hâmedani çeşitli sorular soruluyor o da bu sorulara vahiy ışığında halen günümüzde de geçerli olan cevapları veriyor.

Sonra müellif hayatı üç dereceye(rütbeye) ayırıyor: İslam ile yaşama, iman ile yaşamak ve ihsan ile yaşamak. Bu sonuncusu hayat derecelerinin en üstünü ve en değerlisidir. Bu arada müellif, Mücahede, zikir, fikir, gönül, düşünce, sır, ruh ve bunlar arasındaki farklılığı, insan karakterlerinin farklı oluşunu ayet, hadis ve büyüklerin sözlerinden delil getirme üslubuyla anlatıyor. 2

Birinci Kısım

Abdulhalik b Abdülcemilin gençlik yıllarında içine doğan mürit olma aşkı. “Allah şerefli işleri sever” cümlesinin gereği ve” Allah ile sohbet et(eğer Allah ile sohbet edemiyorsan Allah ile sohbet edenlerle et)sözünü idrak etme gayreti onu bir mürşit arayışına sürüklemiş.Bu şekilde Şeyh Yusuf Hemeda’niye tabi olur. İslam ahlakının nasıl olması gerektiği konusunda Şeyhi Hace Yusuf Hemedani’nin ahlakının nasıl olduğunu anlatır.

İkinci Kısım

Rütbetü’l Hayat

“Hayat teselli olmaktır. Herkesin tesellisi ve huzuru farklı şekilde ve farklı şeylerdir. Hayatın en alt rütbesi ve en aşağı derecesi dünya ile oyalanmaktır (Hem dış dünya hem de zihnimizdeki oluşmuş dünya). Bu hayvanların hayatına ve yaşayışına benzer. İnsanoğlu dünya malı toplamaktan kaçınmalı, perhizkar olmalıdır. Hakk Teâlâ’ya kavuşmak için Mücahede etmeli, nefsiyle (Ego, Enaniyet) savaşmalıdır. Maddi hayatta yeteri kadar ile yetinmek, insanı Hakk’a yönelişe hazırlayan sebeplerdendir.

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً ﴿٧٠﴾

And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.

İsra süresi 70

Saltanat tacının insan için olduğunun ama insanın unutkan olduğunu söyler.

إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْأَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَّهُمْ ﴿١٢﴾

Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkâr edenler ise (dünya zevklerinden) yararlanırlar ve hayvanların yediği gibi yerler. Onların kalacakları yer ateştir.

Muhammed 47/12

Müellif sözlerine şöyle devam eder; bu aciz, biçare ve unutkan insan bir kere düşünmez ki, mahlukatı idare etme elbisesi bana niçin giydirildi. İlim ve idrak tacını niçin benim başıma koydular? İbadet ve kulluk yazısını niçin benim anlıma çektiler. Göklerde ve yerde benim adımı niçin dostluk ve muhabbetle meşhur ettiler. 12.000’den fazla resul ve nebiyi ve saadet merkezini, bütün mahlukat içerisinde niçin sadece beni davet için gönderdiler? Kutsal kitap ve sahifelerde niçin benden bahsettiler. Gibi sorular sorarak insanı ne kadar şerefli ve değerli olduğunu fakat insanın kendisini aynada gördüğü biyolojik bir varlık olarak tanımlaması sonucu hayvanlar gibi yeme içime ve dünya şehveti ile ömür tüketmeye yeğlemesinin ne kadar abes olduğundan bahseder.

İnsan huzur bulmak istiyorsa şu ayetleri tekrar tekrar tespih edip tefekkür etmeli:

اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ﴿٢٠

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.

Âl-i İmrân 3/185.

وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى ﴿١٧ إِنَّ هَذَا لَفِي الصُّحُفِ الْأُولَى ﴿١٨﴾

Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir. Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır.

A’la Süresi 87/17-19.

İlk ayeti okumanın bereketiyle inanın gönlünde dünya soğur, ikinci ayeti okumanın bereketiyle de ahiret sevgisi gönlünde ısınır.

Hâce Yûsuf-İ Hâmedaninin bu ayetleri söyleyerek bizim aşırı sıkıntı anında dilimizde ve gönlümüzde tespih ederek nasıl ferahlanacağı sırrını ifşa ediyor.

Dünya ve dünya zevkleriyle tercih edenlerin “dünya ile yaşayan insan sınıfından olduğunu” fakat bu dünya meşgalesinde yeme, içme, giyinme, barınma ihtiyaç nispetinde olursa bunun dine uygun olduğunu söyler. Çünkü beden, dinin emanet ettiği bir binek ve dini görevlerin hamalıdır. Bedenin beslenmesi bakımı yemesi içmesinin tıpkı savaşçının atını beslemesi ya da bir Hac yolculuğuna çıkmış birinin devesini beslemesine benzetir.

 Şeriata ters olarak bu bedeni Allah’ın Emir ve yasaklarına ters iş için bedeni besleyip sonrada bunu zülüm, eşkıyalık için kullanırsa. Bu şekilde beden merkebine gıda vermenin haram olduğunu söyler. Hak Teala zikri ve işi ile teselli olan kişi ise “Mevla ile yaşayan insan olduğunu söyler. Allah vasıl olmak isteyen bedeni gibi aklını ve kalbini de dünyevi isteklerden uzaklaştırmalıdır.

Cibril hadisinden bahseder. İman, İslam ve ihsan konularını açıklar insanın ihsan seviyesine ulaşması gerektiğinden bahseder.

Öfke konusunda insanın öfke anında ne idareci aklın nede emredici kalp ona karşı gelemeyeceğini çünkü şeytanın onlara öfke ateşi attığını ve onları yırtıcı hayvanlara dönüştürür ve bedenini istila ettiğinden bahseder.  Öfke ve şehvet galip geldiği zaman, o insanın kalbinde nur kalmaz, aklın etkisi ve emrediciliği yok olduğundan bahseder.

Hadisi şerifte öfkeli iki kişi Resulullah (sav)'ın huzurunda küfürleştiler. (Öyle ki) birinin yüzünde (diğerine karşı) öfkesi gözüküyordu. Resulullah (sav): "Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinden zuhur eden öfke giderdi; Euzu billahi mineşşeytanirracim!" buyurdular.

Kaynak: Tirmizi, Da'avat 53, (3448); Ebu Davud, Edeb 4, (4780)

Kalp ile ile zikrin ağaç ve su gibi olduğunu söyler. Klap ile tefekkürü ağaç ile meyveye benzetir. Önelikle insanın elinden gelen çabayı sarfetmeli hayatını iyi ameller ile doldurduktan sonra güzel bir hayatın olabileceğinden bahseder.

Daha sonra Hâce Yûsuf-İ Hâmedani günümüzde ışık tutan sözleri ile devam eder.

İslam’ın emri olan badeni ve mali görevleri eda etmeden, kalp tefekkürün başlangıcı ve ilk şartı olan dil zikrini ifa etmeden kendilerini zekalarıyla düşünce ehli zannedip tefekküre dalanların! Hak Teâlâ’nın tekliği ve yüceliği konusunda akıl yürütenlerin çirkinliği karanlığı ve şaşkınlığı daha da artmıştır. Düşüncelerinin neticesi olarak bazıları uzaya, tabiata, güneşe ve aya gibi şeylere taptılar. Diğer bazıları ise tefekkürlerinin sonucu ilk madde, ilk akıl, ilk muharrik gibi bir şeyler söylediler. Bazıları nübüvveti inkâr ederken bazıları da Allah’u Teâlâ’nın sıfatlarını ya da onu bir nesneye benzetmeye, insanın irade hürriyeti olmadığını söylemeye ya da kaderi inkara yöneldiler. Hulasa kıyamet günü hakkındaki konulara varıncaya kadar her mevzuda yanlış inanca ve kötü yola saptılar. Çünkü bu zeki insanların düşünceleri, İslami ünsiyet mekanını imar edecek amel ve zikirden yoksundu. Anlayışalar ile aldanmış olan bu insanların en bedbaht durumlarından biri de Hak yolunun yolcusu olan ehlullaha düşman olmaları, Hakkın lütuf ve ihsanlarını inkâr etmeleridir. Din büyükleri olan ehlullahın dünyanın ve ahlakın iltifatından uzak günahkarlara karşı şefkatli ve hak yolunda sabırlı olduklarını kendi gözleri ile görürler. Onlardan Kur’an ve Sünnet ’in yüce manalarını, sırlarını sağlam hükümlerini ve apaçık hakikatlerini kendi kulakları ile dinlerler. Ama uyandıkları her sabah onlara biraz daha düşman olurlar. Gönül kulakları biraz daha sağır olur.

أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا أَوْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِن تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ ﴿٤٦﴾

Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.

Hac 46

Hak Teâlâ buyuru ki: “Gözler kör olmaz ama göğüslerdeki kalpler kör olur”  

Kovulmuş ve Hak’tan uzak kalmış insanlar hakkında Resulullah sav efendimiz buyurdular ki:

 “Gözü kör olan kişi âmâ değildir. Basireti (anlayışı ve kalp gözü) kör kişidir.

Onlar evliyaya verilen Lütfü inkâr ettikleri için bu lütuf kapısını kendilerine kapadılar. Evliyanın temiz sıfatlarına hürmet nazarı ile bakmadıkları ve onların inci sözlerini saygıyla dinlemedikleri için evliyanın güzel ahlakından, hikmetlerinden ve yüce manalarından mahrum kaldılar.

Hak Teâlâ Şöyle buydurdu ki:” Kötü tuzak ancak sahibini (kurucusunu)yutar” Fatır35/43

Tekrar sözümüze dönelim Hakk yolu saliklerinin büyüklüğü ve azameti kelimelere sığmaz. Kendilerini akıllı zanneden bu ahmakların çirkinliği ve fesadı da anlatmakla bitmez. Allah'u Teala bizi bunların yolundan korusun, lütuf ve keremiyle ötekilerin yoluna iletsin.

Bu sözlerin üzerine başka bir şey söylemenin gereksiz olduğunu düşünüyorum. Son olarak Fatiha süresindeki Nimet verilenlerin yolu olan  Resüllerin,  Nebilerin ve("Ümmetimin alimleri, İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir." Hadisi şerifi düsturunca) onların (ötekilerin) yolundan ayırmasın.

Kalbin hürriyet için günah arzularından temizlenmiş, nefsi duygulardan,  gururdan kurtulmuş Hakkın lütuf ve ikramı ve nuruyla huzura ermiş ahiret mutluluğu için çalışan bir kalp. Ancak tüm uzuvlarımızın muhtelif riyazet ve çileler çekerek kötülüklerden temizlenmesi ve içimizin ve dışımızın damarlarından Allah korkusu ve haşyeti akmadıkça. Kalp kazaya rıza, belaya sabır, nimete de şukur etmedikçe gönül temizlenmiş olmaz der.

İslamin terbiyenin ve aydınlığın mekanı Beden, İmanın terbiye ve aydınlığın mekanı Kalp, İhsanın terbiye ve mekanının SIR olduğunu dile getirir.

Sonuç olarak kelimeler ile anlatılamayacak birçok konunun ancak bu şekilde kelimelere dökülebileceği kanaatindeyim. Tabii şimdilik olduğunu da söylemeden edemeyeceğim her zaman bilenin üstünde bir bilen mutlaka vardır. Yok bu sözlerden de ben insan olamam diyene bendeniz gibi bir kapı eşiğine bende olmanın yollarını arasın. Bununla birlikte bol bol gözyaşı ve istiğfar yağmurları ile kalpte yeşerecek olan ağaçta birkaç yaprak çıkabilir. Oluşacak gölgenin serinliğinde elde edilen tefekkür damlaları beklide meyve verecek bir ağaca dönüşmemize vesile olabilir. Bu meyveler ile beslenen ruhumuz hayvanlık mertebesinden insanlık mertebesine ulaşabiliriz.

Ölü olana yıkayıcı kendisi gelirmiş. Allah ve Resulünün sav elinde, sözüne karşı nefis olarak  ölü ruh olarak diri olmaya çalışmalıyız. Tabi asıl mesele canlı olmak, diri olmak  ama ölmemize ruhun sessizleşmesine neden olan diken ve sarmaşıklardan kurtulmalıyız.   Gaflet zemininde biten dikenlerden ve ayağımıza dolaşan sarmaşıklardan ancak Allah'a ve Resûlu sav'e İtaatle tam teslimiyeti yakalayabildiğimiz ölçüde kurtulabiliriz. En doğrusunu Allah bilir.

Dua ve Himmetle

Vesselam

Mehmetsirin

16.06.2018

Son Düzenlenme Salı, 17 Temmuz 2018 09:01

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM