Robot ve Tanrı

Yazan Write on Perşembe, 11 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Kitap Okunma 1208 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Ölümsüzlüğü ve ezeli aydınlığı arayan bir ruh gözlerini varlığa diktiAllahı arıyordu… Onu aramak mahzun bir kalple olurdu. Anlam, hüzün peteğinde bal tutardı…

Yaratma fiilinin arkasındaki Programcılığı ve Mühendisliği gördü. Yaradılış bir kitaptı, en küçük en büyükten daha az karmaşık değildi ve yaratma fiili her şeye hem varlık ve hayat, hem denge veriyordu. Baktı, bunun arkasındaki Esas Varlık’ı görmek istedi. Varlığı tüm varlığa kaynak olan, her şeye her şeyden yakın olduğu halde, her şeyden mesafesiz uzak olan, aslında varlığı var ve yok kavramlarının ötesinde olup, tüm boyutlara ve gerçekliklere kaynaklık eden Kişi’yi gördü.

 

 Bunun üzerine evrenin hayat kaynağı olan bu Kişi’nin kendisinin de hem Diri hem de Bilinçli olduğunu hissetti, kalbinin en sessiz tonuyla kendisini hem İşitip hem de Gören O Kişiyle konuşma arzusu belirdi. Ve tüm varlığının kendisini hem içten hem dıştan kuşatan bu Kuşatıcı Varlık’ta yavaş yavaş eridiğini hissetmeye başladı.

Bedeni saygıyla üzüm salkımıyken ruhu Mutlak’ın atmosferine girmişti bile ve O’nun Kutsal Ruhuyla bütünleşmişti. Artık zaman ve mekânın içinde değildi, gerçek olan şey sonsuzluğun ve sınırsızlığın ta kendisiydi. Bir'in dünyasında ayrılık ve farklılık yoktu, her şey tek bir bütündü. Hiçbir şey O'nun Ad’ından başka bir şey değildi, içindeki Gerçek Ben uyanmıştı ve artık bir şeyin olması için sadece O'nun adıyla 'Ol' demesi yeterliydi. Katışıksız özgürlüğü soluklarken.

İçindeki bu aydınlanmayla seslendi sessizce: “Sana isim vermek, seni unutmanın diğer adı. Sana Sen demek, Sen’den uzaklaşmanın.”

Bu andan sonra artık konuşan o değildi, tüm evrendi…

Not: Bu yazı, "Robot ve Tanrı" isimli romandan alınmıştır.

Son Düzenlenme Pazartesi, 12 Haziran 2017 21:59

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM