Su Üstüne Yazı Yazmak

Yazan Muhyiddin Şekûr Write on Perşembe, 11 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Kitap Okunma 1124 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

“Su Üstüne Yazı Yazmak” kitabının yazarı ve ünlü Amerikalı mutasavvıf Dr. Muhyiddin Şekur ile görüştüm.

“Kim olursanız olun, dininiz ne olursa olsun, gerçekten samimi bir ilginiz varsa ‘Hayat nedir?’ sorusunun cevabını bulursunuz” diyen Şekür şöyle konuştu: “Benim Müslüman olma sürecimin anlamı da budur. Kalbimin derinliklerinde her zaman kendimi bir Müslüman olarak gördüm. İlk defa namaz kılarken nasıl kılacağımı bilmiyordum. Yaratıcı ile karşı karşı karşıyaydım. Alnımın secdeye koyduğum zaman bu koca âlemde yalnız başıma olduğumu anladım. Koca âlemin içine girdim bir anda. Zemin yoktu altımda. Uçtum. Kendimizin ne olduğuna dair bir umudumuz varsa, hepimiz başarabiliriz.

Bir çiçek alın, bir çocuğun elini tutun, bir yetimin başını okşayın. Bir şeyler yapın ama mutlaka. Kalbini keşfet ki kendini keşfedesin. Kelebekler ışığa doğru uçarlar, çiçekler ışığa doğru büyürler. Birileri o ışığı engellemeye çalışır fakat çiçek her halükarda ışığa doğru yönelmeye devam eder. Yol arar, imkân arar. Kaçırdığımız nokta şu; Aramaya devam etmeliyiz.”

Dr. Muhyiddin Şekur, hakikaten kendini “adamış” bir Amerikalı bilim adamı. İnsan Kitap’tan çıkan “Su Üstüne Yazı Yazmak” adlı kitabın müellifi olan Şekür, ABD Kent Eyalet Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık bilim dalında doktora yapmış.

Doğu’ya, Hicaz’a ve gönül dünyasına derin seferler yapan Üstad, Amerika’da yaşıyor ve kısa bir süreliğine de olsa İstanbul’a geldi. Net ifadesiyle; İstanbul’dan bir Muhyiddin geçti…

Rufai tarikatına mensup olan bu güzel insan, gazetemiz Vakit’e İslam ile şereflenme sürecini ve yayınlandıktan sonra hakikaten büyük ses getiren “Su Üstüne Yazı Yazmak” kitabını anlattı.

Her zaman kalbinin derinliklerinde kendini bir Müslüman olarak gördüğünü dile getiren Şekür ile yaptığımız mülakatta Üstad, medya’nın Beni İsrail’in altın buzağısı gibi olduğunu ve Müslümanların bu durumu çok ciddiye alması gerektiğini söyledi. Buyurun;

KENDİ YOLUMU BULMAYA ÇALIŞIYORUM, TÜM DERDİM BU

*Sufi misiniz?

*Kendimi öncelikli olarak “sufi” diye tanımlayamam fakat son noktada elbette sufiyim.

*Neden kendinizi direk ‘sufi’ olarak tanımlayamıyorsunuz?

*Çünkü ben daha yolun başındayım. Anlamaya çalıştığım kendim ile Allah arasındaki ilişkidir ve bunu henüz tam olarak çözmüş değilim.

*Neden Müslüman oldunuz?

*Çocuktum ve hayatın ne kadar büyük olduğunu keşfetmeye çalışıyordum. ‘Hayat nedir?’ sorusunun cevabını aramaktaydım. Müslüman olmam da bu sorunun cevabı bulmamdır.

*Derdiniz nedir?

*Ben kendi yolumu bulmaya çalışıyorum, tüm derdim bu…

*Peki, cevabını aradığınız hayat nedir?

*Kim olursanız olun, dininiz ne olursa olsun, gerçekten samimi bir ilginiz varsa ‘Hayat nedir?’ sorusunun cevabını bulursunuz. Benim Müslüman olma sürecimin anlamı da budur. Herkesin ‘hayat nedir’ cevabı kendinedir. Arayan herkes bulabilir bunu.

*“Su Üstüne Yazı Yazmak” kitabı nasıl çıktı ortaya?

*Ben kendimi hiçbir zaman yazar olarak tanımlamadım. Hayatım boyunca yazdım ve yazdığım kâğıtları çocuklarıma vererek; ‘Lütfen bunlarla oynayın, yırtın’ dedim. Su üstüne yazı yazmayı yazarken de sadece Üstadımın söyledikleri ile meşguldüm. Bunlar ders notlarıydı. Üstadım konuşuyor ve ben de onları kâğıda geçiriyordum. Üstadım bir ara; ‘Bunlar ne?’ deyince yazdığımı söylemekten utandım, söyleyemedim, tereddüt ettim. O zaman Üstadım; ‘Ne yaptığını biliyorum’ dedi. Sonra epey ilerledim ama hala kitap yazdığımı düşünmüyordum. Bölümler oluşmaya başladı, sayfalar arttı ve çok sonra fark ettim ki bu bir kitap oldu.

*Kitapta bitmeyen hikâyeler var…

*Çünkü her okur onu kendi hayatı ile tamamlayabilir. Bu uzun bir yolculuk, ben nasıl tamamlarım bunu? Bunu tamamlamak sizin samimiyetinize ve sabrınıza bağlıdır.

KALBİMİN ETRAFTAKİ HERŞEYLE BİR İLGİSİ VARDI

*Peki, nasıl Müslüman oldunuz?

*Kalbimin derinliklerinde her zaman kendimi bir Müslüman olarak gördüm. Afrika’dan Amerika’ya köleleştirilmek için getirilen Afrikalıların büyük çoğunluğu Müslüman’dı. Aslında ben atalarımın dinine yani özüme geri döndüm. Kalbimin, etraftaki her şey ile bir ilgisinin olduğunu hissediyordum. 2 çok iyi arkadaşım vardı ve bir gün başlarında garip bir şey ile geldiler. ‘Nedir bunlar’ dedim ve onlar ‘Öğrenmek için bizimle gelmelisin’ dediler. Beni şehirdeki camiye götürdüler. İmam çok ilginç bir afro-amerikalıydı. 18 yaşından beri Müslüman’dı ve 67 yaşındaydı. Yani 3 nesildir Müslüman’dı. O gün orada olanları kitabımda yazdım. İçeride 3,4 kişi vardı. İmam ders yapıyordu. İlginç bir hat vardı duvarda, onu çok iyi biliyorum. O hat’ta uzun uzun baktım, baktım, baktım. Çözmeye çalıştım, dikkatimi verdim fakat anlayamadım. Artık dayanamadım ve yanımdaki kadına; ‘Bu nedir?’ diye sordum. O da; ‘Sensin’ dedi. ‘Hem için, hem dışın.’ Gittim ve geri geldim. Gelmek zorundaydım, cevabım oradaydı çünkü. Bir Müslüman olarak temel eğitimimi o camiden aldım.

*Bu süreçte neler yaşadınız?

*İlk defa namaz kılarken nasıl kılacağımı bilmiyordum. Yaratıcı ile karşı karşı karşıyaydım. Alnımın secdeye koyduğum zaman bu koca âlemde yalnız başıma olduğumu anladım. Koca âlemin içine girdim bir anda. Zemin yoktu altımda. Uçtum. Çok çok çok özel bir şeydi bu. Ama beni boş verin, Muhyiddin’e ne olduğu önemli değil. Asıl önemli olan sizin hikâyeniz. Bunu bir dost olarak söylüyorum.

*Herkes bunu başarabilir mi?

*Kendimizin ne olduğuna dair bir umudumuz varsa, hepimiz başarabiliriz elbette. Kendi zihnimizle ilgilenirsek göreceğiz ki bu muazzam bir şey. Hayal edebileceğimizden daha ötesine ulaşabiliriz.

*Tereddüt?

*Elbette olabilir. Ve maalesef kalbimizde en ufak bir umutsuzluk dahi varsa devam edemeyiz. Kapı kapanır ve hayatımızı kaybederiz. Asla umudumuzu kaybetmemeliyiz.

*Ya kaybedersek?

*O zaman başkalarına umut verelim. Eğer mutsuz hissetmeye devam edersek başka insanlar için bir şeyler yapalım. Daha çok şey yapalım, daha çok şey… O zaman farkı elbette göreceğiz.

BİR ÇİÇEK ALIN, BİR ÇOCUĞUN ELİNİ TUTUN, BİR YETİMİN BAŞINI OKŞAYIN, BİRŞEY YAPIN

*Mesela neler yapmalıyız?

*Bir çiçek alın, bir çocuğun elini tutun, bir yetimin başını okşayın. Bir şeyler yapın mutlaka. Bunlar size kesinlikle yardım edecektir. Ufak şeyler bunlar ama ümidinizi artıracak şeyler. Bakın, sahabenin biri Hazreti Peygamber’e geliyor ve ‘Kalbim çok katı, yardıma ihtiyacım var’ diyor. Âlemlerin efendisi de; ‘Elini bir yetimin başına koy’ diyor. Kendinizi yalnız hissettiğinizde, çaresiz hissettiğinizde mutlaka bir şeyler yapın. En azından bir tebessüm gönderin âleme.

*Muhteşem…

*Kalbini keşfet ki kendini keşfedesin. Kelebekler ışığa doğru uçarlar, çiçekler ışığa doğru büyürler. Birileri o ışığı engellemeye çalışır fakat çiçek her halükarda ışığa doğru yönelmeye devam eder. Yol arar, imkân arar. Kaçırdığımız nokta şu; Aramaya devam etmeliyiz. Dürüst olalım ve ışığı aramaya devam edelim. Tek çözüm bu. Başkalarının sizin hakkınızda söylediği şeyler önemli değil, tek çözüm; ışığa gitmek.

*Işığa giden o yolda düşebiliriz de…

*Elbette, bu da olur. O nedenle daha yavaş gitmeliyiz. Hızlıyız, bunu fark etmeliyiz. Durup ümitlerimizi tazelemeliyiz. Korkularımızı ve şüphelerimizi de gözden geçirmeliyiz. Hatta yüce yaratıcının önünde diz çökerek; ‘İnanmıyorum’ da diyebiliriz. Dürüst olursanız cevabı her halükarda bulursunuz. Ama çok dikkatli olmalısınız. Çünkü en iyiyi arıyorsunuz. Bazen iyi olduğunu anlamazsınız fakat iyidir o. Kendiniz için iyi olmayanı iyi gibi de görebilirsiniz. Çok çok dikkatli olmak zorundasınız.

*Ölüm?

*Ölümden korkmuyorum. Yaşamaktan daha çok korkuyorum. Ölümü değil, ölüme hazırlanmayı düşünüyorum.

*Medya?

*Bugün televizyon ve medya Beni İsrail’in altın buzağısı gibidir. Müslümanlar bunu çok çok önemsemek, ciddiye almak zorundadır.

SU ÜSTÜNE YAZI YAZMAK’TAN BAZI BÖLÜMLER

Türkiye’de İnsan Kitap tarafından basılan “Su Üstüne Yazı Yazmak” isimli kitaptan seçme birkaç cümle:

*Dua bizim ALLAH’a gizlice telefon etmemizdir. Aşık jeton arar, telefon eder ve Maşuk’un cevap vermesini bekler.

*Kalp araç, aşk ise amaçtır. İnsanı sevmek için tanımak gerekir. ALLAH’ı tanımak içinse sevmek gerekir.

*Kuleye tırmandığın zaman, gördüğün cücelerin sayısı artar.

*Hayattaki asıl maksadımızı bir bilseydik, ne kadar mütevazi olurduk.

* Bir şeye niyet ettikten sonra, niyetini diri tut.

*Küçük bir yağmur damlası sabırla taşta yara açar ve en uzun yolculuklar da tek bir adımla başlar.

*ALLAH ancak aşkla tanınabilir.

*Aşksız hayat boştur.

*Dünyada seni gerçekten dert edinen birilerini bulursan, onların yanında kal.

*Eğer ormanda bir ağaç gözüne çarparsa, bil ki o ağaç kendince dünyanın merkezidir.

*Bugünkü putlarımız televizyon, banka hesapları ve buzdolaplarıdır.

*Ancak ibadetin kadar iyisin.

*Bir aşk yarası taşımayan kişi ya delidir ya ölü.

*İman şehrine varmamış kişi yaşamıyor demektir.

*Kendimizi toparlamalıyız, çünkü dünya dağınıktır.

*İnsan mutluluğunun anahtarı ALLAH’ı zikretmektir.

*Kapıları ve pencereleri ALLAH’ın rahmetinin meltemine açık bırakın. Uyanık kalmanın tek yolu, pencereleri açmaktır.

M. Mustafa Uzun

http://www.beyazhaberler.com/?p=932

Psikoloji Prof. Muhyiddin Şekûr İle Söyleşi

Türkiye’de 15 sene önce yayınlanan Su Üstüne Yazı Yazmak, gönüllere derin bir mesaj yerleştirmişti: Allah hidayetini ihtiyaç duyan herkese ulaştırır.

‘İnsanların taş üzerine kazıdıkları yüzyıllık yazılar, Allah için su üstüne yazılmış yazı gibidir.” Bu cümle ile karşılar okurunu Amerikalı yazar Muhyiddin Şekûr, ‘Su Üstüne Yazı Yazmak’ adlı eserinde. Ve İslam’ı tanıma sürecinden itibaren geçen ilk on yılını anlatır. Amerika’da Rufai dergâhına intisap eden psikolog bir dervişin samimane paylaştığı kendi hikâyesi ülkemizde de çok beğenildi. Türkiye’de ilk baskısı 1994’te yapılan kitabın hatırı sayılır bir okur kitlesi oluştu. Yıllardır defalarca okuduğumuz bir yazarın kapısını röportaj bahanesiyle çaldık biz de. Gizli maksadımız dünyanın her türlü bahanesiyle sarıp sarmaladığı bu gaflet hâlinden, yaşadığımız kaostan, iki dünya arasında kalmış hayatlarımızdan ve hız çağında ayakta kalmak için koşturup durmaktan nasıl kurtulacağımızı, gerçekten aramamız gerekeni nasıl ve nerede arayacağımızı velhasıl insana dair şeyler sormaktı. Nitekim sorduk da. Aldığımız cevap kısa ve netti: “Ne istediğine emin ol. Gerçekten istiyorsan bulacaksın. Buna inan ve sebat et.” Bu, tıpkı kendisinin New York’ta ilk kez gittiği bir camide “Bulmak istiyorsan aramalısın!” sözüne muhatap olması gibiydi. Müslüman toplumların aile yapısı ile başladığımız söyleşi kişisel arayışlara kayarak devam etti.

-Amerika da tam olarak ne yapıyorsunuz?

Psikoloji profesörüyüm. Aynı zamanda aile terapisti olarak çalışıyorum. Zamanımın çoğu bu alanda geçiyor. Uzmanlık alanım grup terapileri.

-Sağlıklı bir toplum için nasıl bir aile yapısı gerekiyor?

İyi bir aile olmak için, fazla sevip az problem çıkarmak gerekiyor. Çok sevin, az kavga edin. Çünkü problemlerin çoğu insanlar arasındaki ilişkiden doğuyor. Bu ilişki çok önemli.

-Sevgisizlik mi var insanlarda ve toplumda?

Televizyona, gazetelere bakın. Her yerde savaş var. Bu yüzden tüm dünyada sevgi problemi var.

-Problemlerin sebepleri ne?

Aile kurumu çok ciddi kriz yaşıyor. Müslüman aileler bile. Müslümanlarda olmaması gereken, Müslüman’a yakışmayan problemlere sahipler.

-Müslümanların meseleleri dine uygun yaşamamaktan mı kaynaklanıyor?

Kısmen evet. Bu çok büyük bir soru. Gördüğüm bazı aileler gayr-i Müslim birine gitmek, sorunlarını paylaşmak istemedikleri için bana geliyor. Oruç tutuyor, namaz kılıyorlar; ama hâlâ sorunları var. Bu yüzden konuşmaya başlamadan bu soruya nasıl cevap vermeliyim diye düşündüm. Önemli olan imana bakış açısı. Bazı şeyleri kaçırıyorlar. Oruç tutan, namaz kılan bir insanın ailesine şiddet uygulamasını, kötü davranmasını nasıl açıklayacağız? Kaçırdığımız nokta burası.

-Modern Müslüman toplumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir yandan İslami hayat tarzına öte taraftan modern dünyaya uygun yaşamaya çalışan bir toplum var ortada.

İşte biz buyuz ve buradayız. Bu zor ve çelişkili olabilir; ama mümkün olduğunu sanıyorum.

-Dünyevî olanla İslamî olan arasında çelişki olabilir; fakat denge sağlamak mümkün mü yani? Dünya ile bu kadar yakınlaşmışken nasıl sağlanacak bu denge?

Mümkün olduğu hâlde bunun yapılmadığını mı düşünüyorsunuz? O hâlde niyetinizin ne olduğundan, ne istediğinizden emin olmanız lazım.

-Emin olduktan sonra eksikliğimizi nasıl kapatacağız? Bunu öğreneceğimiz kâmil insanlar nerede?

İmanımızın tam olduğuna ve onun bütün bu ihtiyaca cevap verecek şeyleri barındırdığına inanıyorum. Eğer bir şeye ihtiyacımız varsa, bunu hissediyorsak ona cevap verecek şey de vardır. ‘Ben bu seviyeye nasıl ulaşabilirim?’ diye soruyorsanız diyebilirim ki aradığımız şey sürpriz derecesinde bize yakın. Potansiyelimizi kullanmıyoruz çoğu zaman.

-Bizi körleştiren ne, fark etmemizi engelleyen?

Çünkü korkuyoruz. Kaybedeceğimizi veya ona ulaşmaya çalıştığımızda hayal kırıklığına uğrayacağımızı sanıyoruz. Allah’a inandığımızı söylüyoruz; ama Allah’ın ne kadar güçlü olduğuna, iç dünyamızı nasıl kuşattığına ve her şeyi Allah’ın yarattığına tam olarak inanmıyoruz. Allah’ın büyük dünyaya hâkim olduğundan şüphe etmiyoruz da bizim küçük dünyamızdaki sorunların da O’nun hâkimiyet alanında olduğundan yeterince emin değiliz. ‘Borçlarımı nasıl öderim, sıkıntılarımı nasıl atlatırım?’ diye düşünürken bunların kâinatın geneli içinde çok küçük olduğunu ve onların sorumluluğunun da Allah’a ait olduğunu unutuyoruz.

-Hayatımızdaki imanî eksikliği nasıl tamamlayacağız? Bu çağda mürşid-i kâmil bulmak mümkün mü? Ya da herkesin buna ihtiyacı var mı?

Asıl mesele senin ne istediğin. Bu kişisel bir soru ve bunu kendi kendine keşfetmen lazım. Yaratıcınla öyle bir diyalog, kontakt hâlinde olmalısın ki o sana gerekli cevabı ulaştırsın. Çünkü ihtiyacın olanı sana verecek de yaratıcındır. İhtiyaç duyduğumuz her şey vardır ve ulaşılabilir. Ben buna inanıyorum. Allah mürşid’dir ve hidayet kaynağıdır. Mürşid yok demek, Raşid ve Hadi yok demektir. İnsanlık tarihi boyunca mürşidler hep vardı. Tüm peygamberler Allah’ın er Reşid, el Hadi isimlerinin yansımalarıdır. Artık peygamber gelmeyecek fakat her çağda O’nun vârisleri vardır. Bu çağda da. Onlar miras aldıkları şeye dayanırlar. Allah sana istediği şekilde rehberlik edebilir. Annen sana doğru yolu gösteriyorsa Allah sana onun aracılığıyla hidayet ediyordur. Küçük bir çocuk da mürşidin olabilir. Yapmamız gereken tek şey samimi şekilde bu yola kendimizi adamak. Ben buna şahidim. Gerçekten istediğinizde olacaktır. Bana olduysa size olacağına da şüphe yok.

-Bugünün insanları olarak bir kırılma noktasındayız ve yeni bir tarif yapmamız gerekiyor. Bundan korktuğumuz için biri bu sorumluluğu üstlensin istiyoruz sanki.

Her nesilde yeni bir perspektife ihtiyaç vardır. Bu kriz sadece bizim neslimiz için geçerli değil. Aslında hakikat hep aynı ve orada ama bizim bunu görmemiz için gözlere ihtiyacımız var. Bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Allah her an yeniden yaratır. Farklı nebilerin, resullerin gelmesinin sebebi budur. Aslında hakikat özünde hep aynıdır, sadece kabuk değişir. Ona göre kendini ayarlaman gerekiyor. Bu nesil insanı da bunu yapmalı. İnsanlıkla aynı şeyi arıyoruz. Doğru bir bakış açısına sahip olmalıyız, kilit noktası bu. Sorman gereken sorular ‘Kim olmak istiyorum?’ ve ‘Nasıl biri olmak istiyorum?’ olmalı. ‘Ne yapmak istiyorum?’ diye sorarsan dünyada yapacak o kadar çok şey var ki bunun sonu gelmez. Kaybolur gidersin o kalabalıkta. ‘Ben kimim, niye dünyada yaşıyorum?’ diye düşünmen ve sana verilmiş olan kapasiteni kullanman gerekiyor. Biz karar vermezsek dünya bizim adımıza karar verecek zira. Dünya ata benzer. At seni taşımak için vardır. Atı sırtına alıp taşımaya başladıysan bir şeyler yanlış gidiyor demektir.

-Hayatınızın gayesi nedir? Ne yapmak istiyorsunuz?

Şu an hayatımın önemli bir parçası yazmak. İnsanlarla iletişim kurmak, manevi hayatlarındaki imkânları fark ettirmek için yazıyorum. ‘Kendime ‘Ne olmak istiyorum?’ diye sorduğumda verdiğim cevap şu: ‘Sadece insanlara doğru yolu gösteren bir ışık olmak istiyorum.’

-Sizce bugün bir mürşidin müridine yapabileceği en anlamlı nasihat ne olurdu?

Eğer ben mürşid olsaydım, müridime sabretmesini tavsiye ederdim. Vazgeçememesini, bu yolda sabitkadem olmasını ve asla korkmamasını. Gittiğin yere varacaksın, sonunda ümit ettiğinden fazlası olacak, yeter ki kararlı ol. Gerçekten istiyorsan hedefine varırsın. Sabır, sabır, sabır. Ben buna şahidim. Yolun başında hiçbir fikrim yoktu. Benim hikâyem başlayalı 30 yıldan çok oldu. Su Üstüne Yazı Yazmak’ta ilk 10 yılı anlattım. Yazdığım her şey harfi harfine doğrudur. Yeminle söylüyorum bunu. Üstelik bütün bunların olması için hiçbir şey yapmadım. Evet, hacca gitmiştim, sadaka veriyor, namaz kılıyordum. Ama yaşadıklarımı bunların hiçbiriyle ilişkilendiremem. Sadece Allah’ın sonsuz lütfunun neticesiydi her şey.

Su üstüne yazılan yazı devam ediyor

Muhyiddin Şekûr Su Üstüne Yazı Yazmak adlı eserinin devamını da yazıyor. “İlkini sevenler ikincisiyle de mutlu olacaklardır diye tahmin ediyorum zira hikâye devam ediyor. İlk kitabın nasıl bir etki yaptığı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Şimdi duyduğum yorumlar beni çok mutlu etti ve onurlandırdı.” diyor. Eserin İngilizce baskısı da Timaş Yayınları tarafından yapıldı.

http://www.aktuelpsikoloji.com

Son Düzenlenme Pazartesi, 12 Haziran 2017 21:58
Bu kategorideki diğerleri: « Amak-ı Hayal Bağımlılık »

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM