Hadis Sohbetleri 183

Yazan Write on Cuma, 12 Mayıs 2017 Yayınlandığı Kategori Sohbetler Okunma 10573 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Bismillahirrahmanirrahim

Dini Ahlak olarak düşünebiliriz. Şayet İmam Nevevi’ye dindarlık nedir diye sorsak. Şöyle cevap verebilirdi.

Bir kişinin Allah’a, Peygambere ve müminlere karşı ahlakı din demektir. Biraz daha geniş tutarsak tüm insanlara karşı olan ahlakına din denir. Çünkü Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor.

183. Ebü Rukayye Temîm İbni Evs ed-Darî radıyallahu anh' den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem :

"Din nasihattir" buyurdu. Biz kendisine:

- Kimin için nasihattir? dedik. Peygamber Efendimiz:

- "Allah, Kitabı, Resulü, mü'minlerin yöneticileri ve tüm müslümanlar için nasihattir" buyurdu.[1] 

Dindarlık dediğimiz şey nedir? Dindar olduğumuzda ne olacağız? Bu soruların cevaplarına karşılık olarak bu hadis gelmiş olabilir. Bir insanla ilk kez karşılaştığımızı varsayalım ona din konusunda bir şeyler söylemek zorunda kalsak ilk söyleyeceğimiz sözlerden biri  “Din nasihattir” sözüdür.

Dindarlık dediğimiz şey nasihattir, samimi, içten olmaktır, peşin pazarlıklı olmamaktır, art niyetli olmamaktır diyebiliriz.

En iyi anne kimdir? Çocuklarına kendini vererek annelik yapan kimsedir. Bunun ölçüsü art niyet taşımamasıdır.

Farrabi şöyle demiştir.

“Ahlaklı olmak demek; hiçbir şeyi ertelemeden yapılması gereken her ne ise onu yapmak demektir.”

Cömertlik bir ahlak ölçüsüdür. Cömertlik yaparken bazı hesaplar yapıyoruz.  Paramız azaldı, çoğaldı, parayı vereceğimiz kişi buna değer mi değmez mi? Farrabi bu şekil hesap içindeyken cömertlikten düşeriz diyor. Herhangi bir ön fikir olmadan kendiliğinden olması gerekiyor.

Hesap kitap yapılan yerde Ahlaktan düşeriz.”

Dinin gayesi ahlak ve Ahlakı tamama erdirebilmek. Farabi diyor ki; Ahlaklı, samimi olmanın temel ölçüsü hesapsız kitapsız olması gerekiyor. Hayatta neyi iyi öğreniyorsak din onun üzerinden bize hitap ediyor. Herkesin hayatta en iyi öğrendiği ve emin olduğu şey samimiyettir.

En riyakâr insana en değer verdiği ahlak ölçüsü nedir diye soracak olursak, bize vereceği cevap samimiyettir. Sen samimi değilsin dediğimiz zaman samimi olacak kimse yok diye cevap verecektir. Herkesin ittifak ettiği kavram samimiyettir. Bundan dolayı din samimiyet üzerinden gelmiştir... Din, dindarlık samimiyet demektir. Çok önemli bir hadistir. Biz Müslümanların yatıp kalkıp bu hadisi düşünmemiz gerekiyor!

Sahabe ile sahabeden sonraki insanlarının arasındaki farkı günümüz insanının teorik bilgiye önem vermesidir. Bu Hadis üzerine iki üç saat konuşabiliriz. Hiçbir sahabe bir hadis konusunda iki üç sat konuşmazdı. Hz. Ali, Hz. Abbas gibi istisnalar hariç tabiiki.

Hadis Şerif ile karşılaştıkları zaman ilk işleri yaşama dökmek olmuştur. Nesilden uzaklaştıkça daha çok teoriye, konuşmaya bırakmıştır. Hadis şerif ile karşılaştığımız zaman teorik ve konuşma olayına kötü diyemeyiz belki ama eksiktir diyebiliriz. Konuşmak kötü değildir çünkü Hz Mevlana ibn-i Arabi gibi konuşarak yazarak bizlere hadis üzerinde konuşulup belirli bilgiler aktarmışlardır. Bizim şu anda yaptığımız iş konuşarak kendimizi dine ikna ediyoruz!

Sahabe “Din nasihattir” sözünü işitince hemen eyleme geçirebilmek için kime karşı ya Rasulullah s.a.v diyerek bizim aklımıza beklide gelemeyecek bir soru sormuşlardır.

Resulullah s.a.v Efendimiz dedi ki: Önce Allah’a

Bunu biraz açalım isterseniz.

Herkesin dünyasında bir benmerkezcilik vardır. Benim kıymetim bilinemedi diye bir söz vardır. Bu sözden dolayı insan depresyona girer üzülür. Cenap Şehabettin bir sözü vardır.

“Hiç kimse içindeki her şeyi söyleyerek bu âlemden gitmedi.”  

Madem mülkün sahibi Allah insanın her şeyi anlatayım diye bir derdi olmaması lazım. Fakat Peygamber efendimiz bildiklerinizi paylaşınız diyor. Burada olanlar olmayanlara anlatsın olurda burada olmayanlar burada olanlardan daha iyi anlayabilirler. Mesela bir hadis yâda hikâye anlatıyorsunuz dinleyen kişi sizin anladığınızdan çok daha iyi anlayabilir.

Allah’a karşı samimiyetin adı ihlastır yâda tevhittir! Dinin en yüksek kavramlarından biri ihlastır. “La ilahe” tüm ilahları ret ediyoruz. Ondan sonra İllallah diyoruz. Aslında burada bir yanıltma var Allah olmazsa “La ilahe” olmaz.

Parayı, makamı, şehveti vs gibi değer yargılardan kurtulacağımda evet sadece Allah var diyecek konuma ya geleceğiz yada gelemeyeceğiz. Din bize dedi ki Önce Allah! “Amentü billah”, iman ettik diyoruz. Ondan sonra din bize vazifeler yüklüyor. Madem La ilahe dedik o zaman onun karşısında değer vereceğimiz, bağlanacağımız, olmazsa olmaz diyeceğimiz hiçbir şeyin kalmaması gerekiyor. Günlük hayatta sanki mantık ters işliyor. “La ilahe” diyoruz sonra “İlla Allah” diyoruz. Öyle değil! Biz önce Allah diyoruz. Allah’a iman ettik, bağlandık diyoruz. Bunun tezahürü, tecellisi olarak da “La ilahe” diyoruz.  Gramatik olarak “La ilahe- Eşhedü en la ilahe” başta söylüyoruz.  Tavizsiz, pazarlıksız, “illa Allah” diyoruz. Allah’a karşı samimiyet ihlastır. Kuranın üçte birine gelen sürenin genel adı ihlastır diğer adı ise Tevhit süresidir.

 Allah’a mutlak bir ihlasla yönelmez isek tevhidi anlayamayız.

Senden başkası yok, senden başkasına kafamız gitmez, gönlümüz gitmez, bağlanmayız vs demeden biz Tevhidi anlayamayız. İhlas her şeyimizle ona yönelmek demektir. Peygamber Efendimiz Allah’a o kadar çok yönelmişti ki bu günlük hayatta davranışlarında da aksediyordu. Mesela birine döneceği zaman tam dönerdi. Çünkü Peygamber Efendimiz Allah’a yönelmede tamlığı öğrenmişti. Bir şeye yönelecekse tam yönelirdi. Biz birbirimize çok dikkat ederek Allah’a karşı tam yönelmiş olmayız. Allah’a karşı çok dikkatli olursak, çok dikkatli yönelirsek birbirimize karşı da yönelebiliriz. Peygamber efendimizden öğrendiğimiz şey bu işin yukardan aşağıya doğru olduğu yönündedir. Allah’a karşı ne kadar dikkatli ve özenli olursak birbirimize karşıda dikkatli ve özenli olabiliriz.

“Lailahe”  buradaki ilah kelimesi varlığımızı bağlayabileceğimiz-olmazsa olmaz diyebileceğimiz herhangi bir şey demektir. “La ilahe” kısmındaki ilahe kısmına çocuk, statü, hedef, hayal, yazılabilir. Fakat buraya yazılabilecek en müsait kelime BEN kelimesidir. İlla Allah dememizin önündeki en büyük engel ben kavramıdır. Tekkelerde, zaviyelerde zikir yaparken “La” yı bir süpürge olarak düşünürler. Bu kalpteki gönüldeki Enaniyeti (Ego,Ben)süpürür.

Sür çıkar ağyarı, gayriyeti, nefsânîyeti

Ta tecellî ide Hak.

Padişah konmaz  saraya

Hâne mâmur olmadan.

Şemseddin Sivasi

 

Allah tek bir şeydir Ben ise Bileşik bir şeydir. Ben dediğimiz şeyin içinde yüz tane şey olabilir! Daha doğrusu ben yüz şeyde kendini gösterebiliyor. Bundan dolayı beni anlayabilmek için bana ait olduğunu düşündüğüm şeyleri takip etmem lazım. İnsanın eşine, işine, çocuğuna veya herhangi bir şeye karşı bağımlılığı olabilir. Buradaki Ben mülk, çocuk sevgisi gibi şeylerle ortaya çıkıyor. Ben kavramı sadece kibir olarak karşımıza çıkıyor zannediyoruz fakat Ben kavramı kendini birçok şekilde de gösterebilir. Bundan dolayı bütün dünya ben dünyası haline geliyor. “İllaAllah” büyüdükçe “Lailahe” küçülüyor. “La ilaheyi” zayıflatıp küçültmemiz gerekiyor.

Birçok kişi kendisinin anlaşılmadığını, kıymetimin bilinmediği konusunda söylemleri vardır. İçimizde Cenabı Haktan-Uluhiyetten gelen bir tatminsizlik var. Her bir şeyler bize yetmiyor. Çok zikir çeksek, ibadet etsek, hadisleri öğrensek, bize yemeyecektir. İmamı  Buhariyede, Ebu Hanife gibi zevatlarada yetmedi. Çünkü Bu BEN dediğimiz kavram ucu açık bir şey gibidir. Kulun tatmin olacağı tek yer İlla Allahtaki Rububiyettir. Diyeceğiz ki Hazine olan, farkında olunmayan , değeri bilinmeyen ben değilim.

 

74-) Ma kaderullahe hakka kadriHİ, innAllâhe leKaviyyün Aziyz;
ALLÂH'ı (adıyla işaret edileni) hakkıyla değerlendiremediler! Muhakkak ki Allâh Kaviyy'dir, Aziyz'dir (güçlü ve gücünü karşı konulmaz şekilde kullanandır).

Hac Süresi Ahmed Hulusi Kuran Çözümü

Kendimize kibir günahını yakıştırabiliriz ama hırsızlık günahını yakıştırmayız. Buradaki yanılgımız kendi değer yargılarımıza göre günahları sınıflandırmamız Hâlbuki Kibir hırsızlıktan daha vahim bir durumdur. Biz Günahları tasniflerken Peygamber Efendimize göre yapmamız gerekiyor. Kibir ne demek kibir La ilahe İllallah’ı hiç anlamamış olmak demektir. Sahte bir ben putu var ortada…

Sen on milyarlık bir galakside yaşıyorsun sırf senin hayat düzenine uymuyor diye sunnetullah değişmez. ElhamdulillahiRabbilalemin dediğimizde öyle bir cümle kullanıyoruz ki bunu fark etsek titreriz, ölürüz. Allah gözlerimizi perdeliyor!

Tasavvufun içeriği çok basittir. Kuran-ı Kerimde ve hadiste temel prensip şudur: Yeryüzünde sadece sen varmışsın gibi düşün ElhamdulillahiRabbilalemin sadece sen söyledin farzedelim. Rabinin adı ile oku tek muhatap sensin. Din nasihattir kime söylüyor sadece sana! Bunu böyle okumaya biz Tasavvufi yorum diyoruz. Kişiselleştirme yapıyoruz. Mesela Kuran-ı Kerim kime geldi bana geldi! Kuran-ı Kerim içinde Firavun, Nemrut, Hz. Musa var bunlar ney peki? Onların hepsi senin olma potansiyelinde olan kişiler. Bazen Firavun yada Nemrut olabilirsin. Bazen Musa yada İsa olabilirsin. Bir adada tek başına olsan bile Nemrut olma potansiyelin vardır!

Hamd ve şükür arasında fark vardır. Şükür artmasını istediğimiz durumlarda söylenir. Sağlık için şükredilir. Hamd ise hastalıkta ve sağlıkta, ölümde yada hayatta, zararda yada karda her durumda yarabbi sahip sensin diyebilmektir. Bundan dolayı Hamd sabırla özdeştir.

"Elhamdülillah Alâ Külli Hal - Her Halimiz İçin Allah'a Hamdolsun"

 

(SEN'den gelene, gelmeyene;

Ne şekilde belirlemişsen kaderime,

bu oyundaki biçtiğin rolüme,

yürekten kocaman bir EYVALLAH ! ..

Hz.Mevlana (ks))

 

Başımıza her ne gelirse gelsin Allah’a döneceğiz Allah yanlış bir şey yapmamıştır. Hamd bu demektir.

Müslümanlar kalbimiz temiz diyerek kendilerini tezkiye ederler. Kalbim temiz demek ihlaslı olmak demektir. “Ben” büyüdükçe ihlas olmaz! İhlasın karşılığı içim ve dışım bir demek değildir. İnançsız bir adam ihlaslı olamaz. Dikkat edin bu kişi dürüst olabilir. İhlası biz bütünüyle Cenabı Allah’a olan teslimiyet olarak algılıyoruz.

Hadisin devamında dindarlık demek Peygambere karşı samimiyet demektir.

Müslümanlık Aklımızı Beğenmemekle ortaya çıkıyor. Eğer biz aklımızı beğenirsek o zaman Müslümanlık olmaz!

“Müslümanlıkta Resulullah’ın aklını Kendi aklımızdan üstün kabul ediyoruz. “

Peygambere din öğretmiyoruz!!! Kuran-ı Kerimde bu geçiyor.

16-) De ki: "Din anlayışınızı Allâh'a mı öğretiyorsunuz! Allâh, semâlarda ne var ve arzda ne var bilir... Allâh, Bi-küllî şey'in Aliym'dir."
Hucurat

Pazara giden herkes kendi aklını almış. Fakat biz Resulullah Efendimize diyoruz ki biz senin aklını almaya niyetlenmek üzere geldik. Bizim aklımız şunu yaparsam şu netice olura çalışır. Sen Allah’ı Ahireti, Dünyayı her şeyi kattığın için senin aklın daha büyük biz senin aklından bir parça almaya geldik. Siz Allaha yöneldiğiniz gibi Resulullaha yönelemezsiniz. Allah’a yönelmenin bir tecellisi Resulullaha yönelmektedir. Resulullaha karşı samimiyettir. Sahabenin hadislere karşı bakışı hadisleri birer bilgi olarak kabul etmesiydi. Şayet bir sözü Peygamber söylemediyse onu peşinden gidilecek bir bilgi olarak kabul etmiyorlardı. Allah’ yönelmiş olmamızın tezahürü Resulullaha yönelmiş olmamızdır. Sahabe Resulullaha çok soru sormamışlardır. Her soruya verilecek cevap yeni bir sorumluluk demek olabilirdir. Belki sahabeler bunu yapabilirdi ama sahabeden sonra gelecek nesil için din zorlaşabilirdi.

Sahabeler teslimiyet ve hadislerin yaşanabilirliği konusunda samimiydiler.  Bizlerinde sahabelerine izinde hadisler üzerinde uzun uzadıya konuşmak yerine onu yaşama geçirmek ve teslimiyet gösterebilmek gerekir.

Siz sahabeyi görseydiniz deli derdiniz, onlar sizi görseydi bunlar Müslüman değil (kafir) derlerdi.

Hasan Basri Hz.

Peygamber Efendimiz bize Deccaldan sığınmayı öğretti. Sahabeler ya kendilerini yâda çocuklarının Mehdiyle Deccalle karşılaşacağını düşünüyorlardı.

“Ben ve kıyamet şu iki parmağım gibiyiz / yan yanayız.”

Hadisi Şerif

Asr süresinde geçen Asr kelimesi ikindi vakti anlamına gelir. Akşama çok az kaldı. Bizden sonra ümmet gelmeyecek! Biz kıyamete bitişik olan Asr ümmetiyiz.  Sahabeler birbirimize en çok Asr süresini okumamız tavsiye edildi.

İnsanlar 150 yıl sonra su kıtlığı olacak, atom bombaları kıyameti koparacak diye çok korkuyorlar. Bir Müslüman için bu korku çok vahim bir durumdur. Kıyamet kopsa da kopmasa da senin kıyametin kopacak.  Senin kıyametinin ne zamanı nede ertelemesi var! Sahabeler nasıl oldu da tüm işlerini güçlerini, düşüncelerini bu şekilde düzenlediler. Birbirimizden ayrılırken Asr süresini okumamız gerekiyor.

Asra(ikindi vaktine) yemin olsun ki

Yaşadığınız vakit ikindi vakti. Hepimiz ikindi çocuklarıyız. Şu anda yaşayanların hepsi ölüme eşit yakınlıktadır.  İnsanlar ben ölüme daha yakınım diye hesap yapar.

Kategorik olarak insan ziyandadır.

İman etmeden ziyandan çıkılmaz

Salih amel işleyecek

Birbirlerine haktan ve sabırdan konuşacaklar.

Sahabeler bu şekilde düşündükleri için Resulullah ne söylediyse bu söylenenleri nasıl yaşayabilecekleri hakkında yardım istiyorlardı.

Yaratılış öncesinde benim diyebileceğim hiçbir şey yoktu! Hayalim, çocuğum, annem, babam, malım, borcum, harcım hiçbir şey yoktu.  Ahirete gittiğimiz zamanda hiçbir şeyimiz olmayacak!

 

“Elestü bi-Rabbiküm”: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” verdiğimiz cevap koşulsuz bir cevap. Orda engel teşkil edecek bir şey yok. Orada sen benim dikkatimi bozmuyorsun. Sadece Ben ve Allah! Bu Ben ve Allah’ın olduğu ikinci yer Ahiret, ölüm. Ölüm anında bu şişman ben dağılmış gitmiş! Bir Ben olarak orada kalmış. Var olmadan ve ölüm arasındaki BEN çok şişman bir şekildedir!  BEN’in çevresi çok geniş ve dünyası çok kalabalık! Başı Allah sonu Allah ortada Vehmimiz (var olmayan şeyi var sanma)dünyası. Benim kıymetimi bilmiyorlar cümlesinin nedeni BEN’in çok kalabalık olmasından dolayı çıkıyor. Mevzu oradaki ışık bize vuruyor ve biz kendimizi güneş zannediyoruz.

Mevlana’nın bir hikayesi vardır

"Bir zamanlar bir şahın, değil şahlığı, en basit bir işi bile emanet edemeyeceği, aptal bir oğlu varmış. Şah acaba bu oğlana ne öğretsek, diye uzun süre düşünmüş, sonunda, varsın, demiş, remil sanatını öğrensin söyle bütün incelikleriyle. Önbilicilik, falcılık işinin önde gelen uzmanları epey bir süre diretmişler, bu iş olmaz diye, ama sonunda şah iradesinin önünde boyun eğmişler.

Aradan birkaç yıl geçmiş. Ustalar, şah oğlunu saraya getirmişler el etek öpüp: 'Oğlunuz çok çalıştı, remil ilminin bizim bilebildiğimiz bütün yasa ve kurallarını bütünüyle öğrendi' demişler. Şah, yüzüğünü avcunda gizleyip sormuş oğluna: 'Bil bakalım elimde ne var?' Delikanlı kum üzerine birtakım şekiller çizmiş, noktaları dökmüş, düşünmüş, taşınmış sonunda: 'Yuvarlak, ortası açık bir şey' demiş.

Şah oğlunun zekâsından memnun, 'Bütün belirtileri bildin' demiş, 'hadi şimdi de adını söyle'

Şehzade biraz düşündükten sonra cevabı yapıştırmış: 'Değirmen taşı!'

'Pek çok belirtiyi, bilgi gücüyle doğru olarak saptadın' demiş şah. 'Ama değirmen taşının avcuna sığmayacağını anlamaya aklın yetmedi!'

Kıssadan hisse, -diye sürdürdü sözlerini Celaleddin- günümüzde bilginler, kendi alanlarıyla ilgili olarak kılı kırk yarıyorlar, en küçük ayrıntılara dek iniyorlar. Ama kendilerine en yakın, kendileri için en önemli olanı, yani özlerini bilmiyorlar. Fâkihler ve ulema, dünyadaki her şeye meşru–memnu, iyi-fena ayrımı uyguluyorlar, ama kendilerinin temiz olup olmadıklarını bilmiyorlar, ya da genel olarak, kendilerinin ne olduklarından ya da olmadıklarından hiç haberleri yok...

 

Allah bize kendisini unutacak şekilde birbirimizle mutmain olma imkânı vermedi!

Allah onsuz oturduğumuz sofradan aç kalkmamızı murat etti. 

Besmeleyle başlanmayan iş ebterdir.(soyu kesik, sonuçsuz, noksan, bereketsiz, rahmetten kopuk) Besmelesiz demek Allah’ı hesaba katmadan yani bir özne, fail olarak günlük hayatımızda oturduğumuz her sofradan aç her çeşmeden susuz, her ilişkiden boş dönmek Cenabı Allah’ın bir kuralıdır.  Sunnetullah(Allah’ın yaşama sanatı) sorusunun cevaplarından birinin de bu olduğunu düşünüyorum.  Geldiğimiz yer ile gideceğimiz yer arasında ne kadar mesafe var. Mesela seksen yılı var. Bu seksen yıl bizde gevşeklik, alışkanlıklar kazandırıyor. Yolda kazandığımız o alışkanlıkları gerçek zannediyoruz. Dinin bize dikkati çektiği şey şu geldiğimiz ve gideceğimiz yer arasında yaşadığımız süreyi An kavramına çekebilmeliyiz bunu yapamıyorsak bile en azından gün kavramına indirebilmeliyiz. Bu yüzden biz yarın Ruz-i(gün)  mahşerde! Yarın mahşer gününde. Yarın dediysek bunun dünü nedir? Dün var olmadığımız zaman. (Dün ve yarın arasındaki günde, anda farkındalık içinde yaşayabilmek)

-Resulullah Efendimiz sahabeye diyor ki;

-Nasılsın diye soruyor.

-Amentübillahi hakken diyor.(Allah’a hakkel yakin iman ettim)

-Delilin nedir diye soruyor.

-Sanki Mahşer kurulmuş. İnsanlar Rabbe hesap veriyorlar.

Doğru dedin diyor.

İmanın hakikati bu demektir. Mahşeri, Allah’ı görmek huzurunda bulunmak demektir. Sanki bütün insanlar ölmüş gibiyse bütün değer yargıları, hiyerarşi altüst olur.

…Din müminlere karşı samimiyettir…

Müslümanlar birbirlerine karşı yaptıkları yanlışlardan dolay birbirilerini çok rahat üstünü çizebiliyorlar. Biz her namaz da

Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mü'minine yevme yekûmü'l hisâb.

Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.

Günde en az yirmi defa anamı babamı tüm müminleri katarak dua ediyorum.  Müminlerle ilişkimizi ailemizden üstün tutmamız gerekiyor. Ailemiz Müslüman olsa dahi böyle davranmak zorundayız. Takva üzerine olanların bize daha yakın olması gerekiyor. Burada Ben kavramı kendi ailesini daha takvalı birinden daha üstün tutuyor. Benim çocuğum benim eşim gibi. Burada Ruh ile Beden arasında bir kavga söz konusu. Beden kendi saltanatından kolay kolay vazgeçmek istemiyor. Sen Beden olarak biyolojik bağı esas alırken din sana iman bağının daha ehemmiyetli olduğunu söylüyor.

Son Düzenlenme Pazartesi, 12 Haziran 2017 22:21
Bu kategorideki diğerleri: « Adap Simurg »

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM