Tasavvuf

Tasavvuf (111)

Yazan Written on: Cuma, 11 Eylül 2020 Okunma 142 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

MEHMED ALİ HİLMİ DEDEBABA 


İstanbul’da Sultanahmet yakınlarında Göngörmez mahallesinde doğdu. Aynı mahallenin imamı olan Nûri Efendi ile Emine Bacı’nın oğludur. İlk eğitimini aile çevresinden aldı, daha sonra annesi ve babası gibi o da Aşçı Ali Baba’nın rehberliğinde Merdivenköy Şahkulu Sultan Dergâhı postnişini Hacı Hasan Baba’ya intisap ederek henüz on dört yaşında iken Bektaşîliğe girdi (1856). 1858’de Hasan Baba’nın, ardından onun yerine geçen Hacı Ali Baba’nın vefatı üzerine 1863 yılında Şahkulu Sultan Dergâhı postnişinliğine getirildi. Aynı yıl Hacı Bektâş-ı Velî Dergâhı’na giderek postnişin Hacı Türâbî Ali Dedebaba’nın rehberliğiyle ikrar alıp Bektaşî geleneği üzere mücerred oldu. İstanbul’daki irşad vazifesini yürütürken 1869’da tekrar Hacı Bektâş-ı Velî Dergâhı’na gitti, bu defa Türbedar Mehmed Yesârî Baba’nın rehberliğinde Selânikli Hacı Hasan Dedebaba’dan hilâfet aldı.

Yazan Written on: Cuma, 14 Ağustos 2020 Okunma 168 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

 Müsait Zamanlar Müslümanlığı

Sorumluluklarımız hatırlatıldığında, bir görev yüklenmemiz teklif edildiğinde, genelde ilk tepkimiz, savunma refleksimiz şu ifade ile kendini gösterir:

“Ortam müsait değil…”

Müsait olamayış sadece ortamla da sınırlı değil… Toplum, sistem, çevre, konsept, konjonktür, zaman, zemin, özel durumlar namüsaitliğin nedenleri… Yani sorumluluktan sıyrılmanın yollarını çoğaltabiliriz… Nice meşgaleler, bitmez mesailer müsait olamayışımızın hazır gerekçeleri…
Bu algının geldiği nokta ise; müsait zamanlar Müslümanlığı… Tüm zamanların Müslümanlığından, ortamın müsaitliğine bağlı bir Müslümanlık… Boş vakitler uğraşısı…

Sormak gerekmiyor mu? Kulluk bir hobi mi, alışkanlık mı, adet mi ki müsait zamanlara sarkıtalım?
Evet, bu bir fantezi mi? Faraziye mi? Fuzuli bir uğraş mı? Yoksa bir fariza mı?

Yazan Written on: Pazar, 28 Haziran 2020 Okunma 279 kez
Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

Cennet ile müjdelenmiş olan Ehl-i sünnet vel-cemaatin dört büyük mezhebinden biri olan Şafii mezhebinin reisidir.

Adı, Muhammed bin İdris’tir. Dedesinin dedesi Şafi, Kureyş kabilesinden ve eshab-ı kiramdan olduğu için, Şafii adı ile meşhur olmuştur. Şafi’in dedesinin dedesi de Haşim bin Abdi Menaf’dır.

150 (m.767) senesinde Gazze’de doğdu. 204 (m.820)’de Mısır’da vefat etti. Kabri, Kurafe kabristanlığında büyük bir türbe içindedir.

Henüz beşikte iken babası vefat etmişti. Annesi onu iki yaşında, asıl memleketleri olan Mekke'ye getirdi. Orada büyüdü. Yedi yaşına gelince Kur'an-ı kerimi ezberledi. Bundan sonra ilim öğrenmeye başladı.

Daha küçük yaşta iken Mekke'de bulunan zamanın meşhur âlimlerinin derslerine ve sohbetlerine devam etmeye başlamıştır. Kendisi, ilim öğrenmeye başladığı bu ilk günleri için şöyle demiştir:

Yazan Written on: Pazartesi, 04 Mayıs 2020 Okunma 396 kez
Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

Oruç, İslam’ın şartlarından biridir. Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu:

«Allahu Teâlâ buyuruyor ki, her İyiliğe on misli karşılık verilir. Fakat oruç bana mahsustur, onun karşılığını ben veririm»

(1). Allahu Teâlâ buyuruyor: «Kendi arzu ve isteklerine sabredenler (canları istediği hâlde yapmayan­lar) hesaba çekilmezler: ecirleri, sevapları hesapsızdır»

(2). Peygam­ber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu: «Sabır imanın yarısıdır. Oruç da sabrın yarısıdır».Ve yine buyurdu: «Oruç tutanın ağzının kokusu Allahu Teâlâ’nın indinde misk kokusundan daha güzeldir»

(3). Allahu Teâlâ buyurur «Benim kulum yemekten ve içmekten yalnız benim için el çekti: onun mükâfatını ancak ben veririm *

(4). Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu ki: «Oruçlunun uykusu İbadettir».

Yazan Written on: Perşembe, 26 Mart 2020 Okunma 428 kez
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Daha çok şiirlerinde kullandığı Rûşenî mahlasıyla tanınmaktadır. Asıl adı Ömer, lakabı Dede, künyesi Ali ibnü binti Umur Bey’dir. Babası hakkında bilgi bulunmadığı gibi anne tarafından dedesi olan Umur Bey’in de hangi Umur Bey olduğu belli değildir. Hayatıyla ilgili en geniş bilgiyi veren son devir kaynaklarından Tuhfetü’l-mücâhidîn’e göre dedesi, Yıldırım Bayezid’in emîrlerinden Kara Timurtaş Paşa’nın oğlu Gazi Umur Bey’dir (vr. 284a); ancak Lemezât’ta Aydın oğlu Umur Bey olduğu belirtilmektedir (vr. 246a). Kendi ifadesine göre Aydın-ili’nden olan ve bu sebeple Rûşenî mahlasını kullandığını belirten şairin dedesinin, bölgede Osmanlılar’dan önce hüküm süren Aydınoğulları sülâlesinden elli yıl ara ile beylik yapan iki Umur Bey’den biri, kuvvetli bir ihtimalle de birincisi olabileceğini kabul etmek daha uygun görünmektedir. Nitekim Rûşenî, günümüzde İzmir ile Aydın vilâyetlerinin yer aldığı Aydın-ili bölgesinin o zamanki belli başlı merkezlerinden Güzelhisar’a bağlı Tire’den olduğunu belirtmektedir.

Yazan Written on: Cuma, 20 Aralık 2019 Okunma 606 kez
Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

NECMEDDİN KÜBRA’NIN “ON ESAS”INDA TEVHİD DÜŞÜNCESİ

Özet

Bu makalede İslâm’da vahdet inancının, tasavvuf geleneği ve onun usullerine ne şekilde yerleştiği ve bu usuller çerçevesinde İslâm itikadının temeli olan vahdet inancının kişide oluşturacağı nefsanî, ahlakî etkileri gösterilmeye çalışılmaktadır. Tevhid anlayışının sadece bir inanç olarak bilinmesinin yeterli görülemeyeceği, aynı zamanda tecrübe edilmesi gerektiği fikriyle oluşturulan esasların, bu inancı nasıl tecrübe edilmesi gerektiğini öğretmesi hususu makalenin ana konusudur. Her türden Müslüman davranışında aranılması gereken temel inanış tevhittir. Davranışlarımız, inancımızın tecrübesiyle yoğrulmuş ve onun etkisinde olmalıdır. İnandığını söylediği şekilde yaşayabilmenin gereği için ne türden bir yol izlenmelidir?

NE İZLESEM

 
 

NE OKUSAM